11 Ağustos 2010 Çarşamba

RAMAZAN ŞİİRLERİ

RAMAZAN ŞİİRLERİ

“Ramazan” kelimesinin sözlük anlamlarından biri, yer yüzünü toz ve kirlerden temizleyen yaz sonu yağmurları demektir. İşte Ramazan ayı da bizim gönül kirlerimizi temizlemeye yarar. Bütün Müslümanlar ramazanı çok severler. Fakat milletimiz bu ayı bir başka coşku ve ilgiyle benimsemiştir. Ona “On bir ayın sultanı” demiş, onu mânilerle ve şiirlerle karşılamıştır:

Hakk’ın bize ihsânısın

Hem ayların sultânısın

Sen bir saâdet kânısın

Ey mâh-ı sultan merhaba..

demiştir

Ramazan sadece dinî bir konu değildir. Kültürümüzde ramazanın etkisi büyüktür. Şiirimizde, edebiyatımızda, bilhassa şifahî kültürde, ramazan ve oruç çok canlı bir unsurdur. Ramazan mânileri, ramazan fıkraları, bilmeceler bulunmaz güzellikler taşır.

Şiir, duyguların ahenkli bir şekilde terennüm edilmesidir. Ramazanı kişi ve toplum olarak büyük bir duygu yoğunluğu içinde yaşarız. Bunun şiire yansımaması düşünülemez.

Feyzi Halıcı, ramazanın manevi kokular getirdiğini düşünür. “Yurda burcu burcu geldi ramazan” diye onu heyecanla karşılar:

Arınmış gönüller durdu secdeye,

İndi kuşlar gökyüzünden müjdeye ,

Bu sabah hüzzamdan okundu ezan,

Aksetti ilahi sesler derinde.

Bir bitmez bereket beraberinde

Yurda burcu burcu geldi ramazan.

Sahurları, iftarları, mahyalarıyla, engin manevi heyecanıyla ramazanı anlatır:

Gözler kilit vurur uykusuzluğa,

Çeşmeler yetişmez bu susuzluğa,

Bu o gündür derman bulunur derde,

Bugün artık bütün şüpheler yalan,

Bu o gündür şavkır can evimde can,

Bugün mahya benim minarelerde.

Camiler, mescitler, ramazan vesilesiyle temizlenmiştir. Mabetler bakımlıdır. Her yerde Kur’an okunur, hatimler indirilir:

Tertemiz dolaşsam hangi mâbedi,

Melekler kıskanır bu ibâdeti,

Düşler kubbelerde kucak kucaktır,

Bana madde kadar mana da lâzım.

Gürül gürül Kuran oku hâfızım,

Bu aşk içerimde salkım saçaktır.

Bütün bu güzellikler, inanmış insanda tarifsiz duygular hasıl eder. Mü’mine ruhen ve manen haz verir, onu mutlu kılar. Feyzi Halıcı şöyle devam eder:

İnancın eriştim saltanatına ,

Dilekçem var bugün Tanrı katına ,

Huzurdan bahseder görürsem kimi,

Yalın duygularım çoğalır daha ,

Bugün kalbim daha yakın Allah’a

Bugün tekmil aşk donatır içimi.



Sular gümüş gümüş akar sebilden,

Ay-aydın ayetler süzülür dilden,

Hak’kın avuçlara sığmaz nasibi,

Cümle saadetler gelir yakına.

Peygamberler peygamberi aşkına

Doğruluk ver, kullarına Ya Rabbi.

Benzer duyguları Mehmet Akif de yaşamıştır. Bu coşkuyla ramazan hürmetine Hakk’a yalvarır. Tefrikadan, bölünüp parçalanmaktan kurtar bizi! der. Ramazan vesilesiyle millet fertlerine yeni bir ruh vermesini niyaz eder. İlâhî bir nefesle canlandır bizi! der Akif:

Yâ Rab, şu muazzam Ramazân hürmetine,

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise.

Yâ Rab, şu asırlarca süren tefrikadan

Artık ezilip düşmesin ümmet ye'se

Mâdâm ki verdin bize rûh-ı nevîn

Yâ Rab, daha bir nefha-i te'yîd insin.

Faruk Nafiz’in de benzer dilekleri vardır: Ramazan atmosferi içinde maverâlardan, öteler âleminden bir diriltici ses ister. Çamlıbel şöyle dua eder:

"Alnımız secdede bulsun bizi her lâhza ezan

Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan"

Zikrimiz Arşı geçip fecre kadar yükselsin

Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin

Arif Nihad Asya’nın güzel iftar rubaileri vardır. Şâir bu ya, bir kış ramazanında yollardadır. Ona göre bütün tabiat oruç tutmaktadır. Köyüne yaklaşırken akşam ezanının okunduğunu duyar ve iftarını karla açar:

Ey karlı köyüm, beyaz köyüm, hür yayla;
Bir gün –ki oruçluydu yamaç, dam, tarla–
Yoldaydım uzaktan okunurken ezanın,
Bir dağ tepesinde iftar ettim karla.

Arif Nihad Asya bir keresinde de İstanbul’dadır. Bir ramazan akşamı, iftar topuyla birlikte etrafa nur yağdığını görür:

İftar topu aksedince İhsâniye'den

Seslendi ezanlarım, Süleymâniye'den

Altında ve üstünde yanıp bin kandil

Nûr indi civâra Nûruosmaniye'den

Bir çoğu hadislerden süzülüp gelmiş halk inançları vardır. Meselâ, Ramazanda cehennemin kapısı kilitlenir. Şeytan zincire vurulur ki, insanları kandırmasın. Ramazan bereket ayıdır. Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından kurtuluş vesilesidir.

İşte bütün bunları dile getiren bir manzume. Necdet Erem’in “Ramazan” şiiri:

Recep, Şaban, derken geldi Ramazan.
Safâ geldin, Ey ayların sultânı.
Şu zalim nefsime, verme sen aman.
Safâ geldin, Ey gönlümün sultanı.

Sürgülendi, cehennemin kapısı.
Senin için, Ey mübârek Ramazan.
Gönderildi cennetlerin tapusu.
Senin ile, Ey mübârek Ramazan.

Zincire vuruldu, o zâlim şeytan.
Hürmetine, Ey mübârek Ramazan.
Kurtuluyor, şevkle orucu tutan.
Cennete davetiye, şehr-i Ramazan.

Başın rahmet, sonun bana kurtuluş.
Sen bereket iklimisin, Ramazan.
Sofraların, bereketle buluşur.
Fukaraya, sen bayramsın Ramazan.

Taş kalplere, senin ile su yürür.
Rahmet sende, sele döner Ramazan.
Çöl gönüller, çemen-zâra dönüşür.
Hırs ateşi, senle söner Ramazan.

Kardeşlik hisleri, sarar her yeri.
Düşmanlıklar, sende ölür Ramazan.
Mescitler sanırsın, bir bayram yeri,
Sevgiler coşuyor sende Ramazan.





Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yüksekten bakar ise Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar, Dış yüzüne o sızar,içinde ne var ise...

Değerli yorumlarınız için çok teşekkürler...