30 Eylül 2010 Perşembe

BÜTÜN YOLLARIN KESİŞTİĞİ NOKTA İLAHİ HUZURDUR



Yollar uzun yollar ince elbet. Dolayısıyla çeşitli sebeplerle yola çıkılır; kimi ilim, kimi filim, kimi dost, kimi ticaret, kimi maç vs. için kafileler yollara dizilir. Hülasa-ı kelam insanoğlu dünden bugüne ve kıyamete kadar turlayacak, bu kaçınılmaz da. Peki, bu turların sonu nereye varacak? Cevabı elbette ki çok basit... Bakın Kur’anü’l Mucizü’l Beyan ne diyor:


—Hepiniz Allah’tan geldiniz Allah’a döneceksiniz buyurmakta.


İşte bütün yolların kesiştiği nokta İlahi huzurdur. Mahkemi-i Kübrada tek geçerli berat olacak kurtuluş akçemiz iman, kalb-i selim ve güzel ahlaktır.


İnsanoğlu bu dünyada elbette dolaşıp turlayacak, amma velâkin başıboş dolaşmayacak. Zira dolu başakların başı eğik, dolu olmayanların başı diktir fakat içi boştur. O halde gelin hep birlikte yeryüzü gemisinde tevazu ile gururlanmadan seyahat edelim. Hatta kendi kendimize; ‘Mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var’ diyelim. Nitekim dolu dolu veya doyasıya diye nitelendirilen yolculuklar şunlar:


—İlim öğrenmeğe yönelik yolculuk,


—Sıla-i rahim,


—Dost ziyareti,


—Hac yolculuğu,


—Cihad yolculuğu (Allah Resulü; Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihattır buyurdu.),


— Hizmet yolculuğu,


—Sağlık veya tedavi olmak için çıkılan yolculuk,


—Helal rızk için yapılan ticaret yolculuğu,


—Tefekkür veya ibret için yolculuk vs.


Bütün bunlara ilave edilmesi gereken şüphesiz en iyi seyahat bir Allah dostunu ziyaret için yapılan yolculuktur.


Allah Resulü (s.a.v); “Din kardeşini Rıza-i Bari için ziyaret eden cennetliktir” buyuruyor.


Bir kardeşini ziyarete gidene kimsenin yoluna Allah meleklerden bir bekçi koyar. Melek


Adama:


—Nereye böyle diye sorar.


Adam:


—Kardeşimi ziyarete gidiyorum der.


Melek:


—O senin yakının olduğu için mi?


Adam:


—Hayır der.


Melek;


—Yoksa bir dünyalık menfaatin mi var?


Adam:


—Hayır. Ben onu Allah rızası için ziyaretine gidiyorum deyince


Melek:


—Allah sana mübarek etsin. Sana, senin o adamı sevdiğin gibi Allah’ın da seni sevdiğine haber vermeye geldim der (Hadis).


Kamil mürşide zahiren yolculuk hoş olduğu gibi, manende kalbindeki nur ve feraset ilmine ulaşmak için gönlüne seyr-ü sefer eylemekte gerekir. Çünkü ilimlerin en üstünü marifetullah (Allah’ı tanıma) ilmidir.


Habir b. Abdullah (r.anh) bir hadisi şerifi işitmek için bir aylık yolculuk yapmış, işte gerçek yolculuk bu. İlim uğruna göze alınan seyahatin, en güzel ihlâs ve samimiyet örneği olduğunu bilmekte fayda var. Resul-i Ekrem (s.a.v) bu yüzden; “Kim kırk gün Allah için ihlâsla amel ederse kalbinden diline doğru hikmet pınarları fışkırır” buyurmuşlardır.






YOLLAR AYNI ZAMANDA İRŞADA VESİLEDİR






Tekkeler marifetullah ilminin tahsil edildiği mekânlardır. Bundan dolayı dünden bugüne dilden dile Tekkeyi bekleyen çorbayı içer denilmiş.


Mevlana Halid Zülcenehayn Musul’da doğup ve büyüdü. O aynı zamanda Irak’taki Süleymaniye medresesinin müderrisi idi. Ancak sürekli kalbinde birşeylerin eksik olduğunu hissediyordu, ledünni ilme hevesi artmaya başladıkça kendi kendine yola çıkmaya karar verdi, hatta uzaklara gidip ruhunun enginliğindeki susuzluğu giderecek kaynak aramaya koyuldu. İlk evvela Mescid-i Nebeviyi ziyaret için yola koyuldu, derken yolda Şam’a da uğradı ve bir Kadiri Şeyhinden icazet aldı. Ardından o kutsal topraklarda Yemenli bir salih zatla karşılaştı, ne oluyorsa o anda oluyor, huzurunda manen etkilenince kendisinden irşat etmesini talep etti. Yemenli Zat O’na şöyle nasihatta bulundu:


—Mekke’ye var Kâbe’yi ziyaret et, fakat orda mantığına ters gelen durumlarla karşılaştığın zaman sakın ola ki itiraz etmeyesin dedi. Mevlana Halid Zülcenaheyn peki deyip Mescid-i Haram’a geldi, tavafını ve namazını eda ettikten sonra sırtı Kâbe’ye dönük elinde Delail’ül Hayrat okuyan bir adam gördü taaccübüne gitti ve kendi kendine;


—Ya hu! Bu adam nasıl olurda arkasını Kâbe’ye doğru edebe mugayir olarak oturabilir diye düşündüğünde, biranda göz göze geldiler. Adam der ki:


—Sen Allah katında mü’minin kalbini Kâbe’den üstün olduğunu bilmiyor musun? Hem sen ne çabuk Medine’de sana tembih edilen nasihati biranda unuttun deyince Mevlana Halid dizinin önüne çöküp eline sarıldı, kalbindeki ateşin dindirilmesini istedi.


O zat, ya da bir Allah adamı veya bir meczup:


—Senin irşadın bu diyarda değil Hindistan’da. Bekle ta ki oradan işaret gelince oraya yolculuk yap, irşad ediciyi orada ara dedi. Mevlana Halid Hac vazifesini bitirince Şam’a dönüp Muhammed Derviş Azimabadi Hz.leri ile görüştü. O’da tıpkı Beytullah’daki meczub gibi Hindistan’ı işaret etti (Abdullah Dehlevi Hz.lerini), burdan tekrar Süleymaniye’ye gelerek tekrar ders okutmaya devam etti. Ders okutuyor, ama bir yandanda Hindistan’dan gelecek haber beklentisi ile içi alev alev yanıyordu. Nihayet Abdullah Dehlevi Hz.leri bir sofisi vasıtasıyla o’nu çağırdı. Derken ver elini Hindistan’a. Yine yollara revan oldu, aşkı yüreğinde hissedince yol kısalır elbet. Nitekim Hindistan’a yaklaştıkça heyacanı büsbütün arttı. O’nu görünce intisap etti. İlk iş tuvalet temizliği ve diğer dergâhın hizmetleri... Dile kolay yedi sene dergâhın su işlerini, yedi senede tuvalet temizliği yaptı. Abdullah Dehlevi Hz.leri pencereden avlusuya baktığında Mevlana Halid’in işlerini Meleklerin gördüğünü görünce çağırır:


— Evlat! Allah sana mübarek etsin, gurur ve kibiri ayakların altına aldın, işini melekler görür oldu der ve atın üzengisinden tutar artık irşad et diye yola uğurlar. Gerçektende nefsin kibrini kıracak hizmetlerde piştikten sonra, çift kanatlı anlamında Zülcenaheyn oldu. Önceden tek kanatlı idi, şimdi ise çift kanatlıdır. Üstelik beş tarikatı aliyye’den halifelik icazeti aldı ve mürşidin izniyle Süleymaniye’ye geri döndü ve irşat kutbu oldu. Mevlana Halid dörtyüz halife yetiştirdi. İçlerinden üç tanesi itiraz ettiklerinden dergâhtan tard edildiler. Tard edilenler meğer akşam namazından sonra tesbihat sırasında; ‘Allahümme ecirnaminennar’ derken eller aşağıya indirilmesi gerekirken yukarıya kaldırırlarmış. Tabiî ki bu durumda ikaz edilirler, fakat itirazlarını devam ettirirler. Bir gün Abdullah Dehlevi Hz.lerine afları için iltica ederler. Abdullah Dehlevi Hz.leri derki;


—Vallahi benim yanımda bir şey kalmadı, Mevlana Halid bütün nispeti alıp götürdü, siz buraya boşuna geldiniz, bende bir şey kalmadı der.






YOLLARDA KIBLE TAYİNİ






Yolculukta en önemli hususlardan biride konaklayacağımız yerlerde kıble tayinidir. Mola verdiğimiz yerde mihrab varsa kıble araştırmasına gerek yoktur. Şu bir temel kaidedir; Kıble tayininde bir bilene sormak araştırmaktan önceliklidir. Güvenilir olmayan kimselere kıble sorulmaz çünkü. Bilindiği üzere güvenilir olmayanlar:


—Fasık,


—Çocuk,


—Kâfir vs.’dir.


Güvenilir birini bulamayanlar ise şu delillere başvurur:


—Çobanyıldızı,


—Güneş,


—Kutup yıldızı,


—Doğudan esen rüzgâr,


—Batıdan esen rüzgâr vs. Malum olduğu üzere bu delillerden en zayıf delil rüzgâr, en kuvvetlisi ise kutup yıldızıdır. Kutup yıldızı yedi küçük yıldızdan ibaret olup yön tayininde bölgelere göre değişir. Nasıl ki hilal oruç tutmada bir mihenk taşı ise, kutup yıldızı da namaz için bir göstergedir. Allahü Teala; Yıldızları da onlarla yol bulasınız diye halk ettim buyuruyor. Demek ki; yıldız pusula görevi yapıyor adeta. Bir kimse soracak adam bulamayıp araştırmasına dayalı namaz kılarda, kıbleye isabet etmediği sonradan anlaşılınca kıldığı namaz caizdir ve iadesine gerek yoktur. Çünkü Hz. Ali (k.v); “Araştıranın kıblesi niyet ettiği yöndür” buyuruyor. Ancak bir kimse soracak kişi olduğu halde, araştırmasına göre kılıp da isabet etmezse namaz sahih değildir. Kıbleyi sormada yerli halktan olması şarttır. Bir kimse araştırmaksızın kıbleye isabet etse de namaz caiz değildir, nedeni araştırma farzını terk etmiş olmasından dolayıdır. Kişi; güneş, ay, yıldız ve emsali delilleri bilmemek hususunda mazur sayılamaz, ama astronomi ilminin tüm inceliklerine vakıf olmak şart değildir. Bu konularda aciz olanın kıblesi gücü yettiği kadar olan yönüdür. Namazda rey’i, yani görüşü değişen bir kimse aklının kestiği tarafa derhal dönmeli, eğer Namazda rey’i değişip aklının kestiği tarafa dönmesi gerekirken dönmeyip bir rükün eda edecek kadar durduktan sonra dönerse namaz bozulur. Normal durumlarda bir kimse özrü yoksa bile namazda göğsünü kıbleden çevirse namaz bozulur, sadece yüzünü çevirirse kıbleye dönmesi yeterlidir. Yolculukta kendi aralarında kıble hususunda ihtilafa düşerlerse namazlarını ferdi kılarlar. Aslolunan namazda Kâbe’nin bir parçasına ve gökyüzündeki boşluğuna isabet ettirmektir. Kâbe yönü pusula ile de tespit edilebilir.


Yolculuk esnasında zaruret bulunmadıkça yürür halde veya binek (araba) üzerinde farz ve vacip namazlar kılınamaz. Fakat yerde duran arabanın şekli bir sedir ve tahta gibi düz, yani namaz kılmaya müsait tarzda ise kılınabilir. Yine farz namazı bir özür sebebiyle hayvan üzerinde (günümüzde ulaşım vasıtaları) gücü yettiği tarafa yönelerek kılınabilir. Bir kimse hastalığından dolayı kendisine yardım edecek kimse yoksa gücü nispetinde kıbleye yönelip namazını kılabilir. Farz olan bir namazı yer çamurlu ise hayvanı (arabasını) durdurup kıbleye dönerek hayvan (arabası düz tahta şeklinde ise) üzerinde namaz kılmak caizdir. O halde bir kimse özürsüz şehir dışında yani yolculukta binek üzerinde istediği istikamette nafile namaz kılabilir.


YOLLARDA İBADET DURUMLARI


Yolculuk diye namazı terketmemeli. Çünkü namaz vuslata yolculuktur. Sahabe-i Kiram cephede çarpışırken bile namazı ve cemaatı terk etmemişler. Zira bBir grup sahabe düşmanla çarpışırken saf tutup namaz kılıyor, sonra geri çekilip tekrardan düşmanla çarpışıyor ve daha sonra da ateş hattında bulunan diğer gurup gelip namaza duruyordu.


Yollar üzerinde hanlar, hamamlar, kervansaraylar, eğlence mekânları, mabetler (camii, kiliseler) vs. mevcut. Her an her durumda tavır almamız gereken kaideleri bilmezsek yolculuğumuz murad edilen şeyin dışına taşabilir. Mesela bir Müslüman’ın Havra, ya da Kilise’ye girmemesi gerektiğini bilmesi gerekir, mabede girme hakkı olmadığı yönünden değil tabiî ki, şeytanların toplandığı yer bakımdan, hem de resim ve heykellerle donatıldığından dolayıdır. Yine yol güzergâhları meyhanelerden arındırılmış değil elbette ki, bu yüzden meyhanede kılınan namaz mekruh olduğunu bilmeli. Nitekim enstrümantal müzik, çalgı sesleri zihinsel meşgul ettiği gibi rahmani olmayan ortam da söz konusudur.


Eskiden bineklerimiz deve türü hayvanlardı. Rasulüllah (s.a.v) bu yüzden; Develerin çöktüğü yerlerde namaz kılmayın. Çünkü develer şeytandandır buyurdu. Koyun ağılların sorduklarında da cevaben; Oralarda namaz kılın, zira onlar bereketten yaratılmışlardır (Müslim) buyurdular. Develerin şeytanlardan diye telaffuz edilmesinin anlamı şeytana benzer sıfatta ürkek ve eziyetçi özelliği sahip olmalarındandır. Ki; namaz kılan kimse onların ürkerek namazını bozduracağından emin olamaz, aklı hep meşgul eder, bu yüzden develer koyunlardan bu yönleriyle ayrılır. Dolayısıyla hadis-i şerif gereği onların çöktüğü yerde namaz kılmak mekruhtur. Sadece develerin temiz olan ağıllarında namaz kılmak mekruh değildir. Fakat hayvanların boğazlandığı mezbaha türü yerlerde de kılmak mekruhtur.


Yollarda da temizliğe riayet şart, çünkü yollar pisliklerden ve idrardan hali değildir. Bu yüzden yolun üst ve alt kısmında namaz kılmayı mekruh saymışlar âlimlerimiz. Nitekim çöplüklerde genelde yol üzerinde bulunurlar ve karasineklerin barındığı yerlerdir buralar. Dolayısıyla bu gibi alanlarda temiz yaygı sermeksizin namaz kılınırsa mekruhtur.


Yol da konakladığımızda ihtiyacımızı gidermek için tuvalete ister istemez girmek zorundayız. Dolayısıyla tuvaletin kapısında ve yerinde namaz kılmamalı. Çünkü dinimiz tuvalette Allah’ı zikretmeyi men edince, haliyle burada namaz kılmanın yasaklanması daha kuvvetli muhtemel olsa gerektir.


Değirmende gürültü zihni meşgul edip huşumuzu bozacağından namaz kılınması mekruhtur. Yolculuğumuz süresinde gasp edilmiş araziyede denk gelebiliriz. Neyse ki gasp edilmiş yerde kılmaya müsaade var. Çünkü yasak namazın kendisine ait değildir, anlaşılan kılınan namaz kerih olmakla birlikte namazın sahihliğini ortadan kaldırmıyor. Zira gasp edilen yere konulmuş mescidde namaz kılmakta sahihtir. Sadece başkasına ait olan yerde sahibinin rızası olmaksızın kılınan namaz mekruhtur. Bir görüşe göre de eğer yer ekilmemişse ve Müslüman’a aitse kerahet yoktur, gayri müslime aitse gayri müslimin rızalığı olmayacağı malum, onun için caiz değildir.


Konaklayacağımız yerlerde banyo ihtiyacımız söz konusu olabilir. O halde dikkat etmemiz gereken hamamların şeytanların sığındığı ve avret yerlerinin açılma ihtimalinin bulunduğu, kullanılmış suların döküldüğü yerler olmasıdır, dolayısıyla buralarda da namaz kılmak mekruhtur. Ancak hamamda namaz için hazırlanmış bir bölüm varsa kılmakda mahzur yoktur. Sadece hamam mı? Elbette ki hayır, evimizdeki banyolarda da namaz kılmak mekruhtur, bu böyle biline.


Yol üzerinde yer yer kabristanlardan geçeriz, hatta türbe yerlerini ziyaret ederiz. Kabir ziyaretine gittiğimizde kabirde yatanların yerine kendimizi koyarak davranalım ki gönlümüz yumuşasın, vücut iklimimizde değişiklik gerçekleşebilsin. Kabir namaz kılanın önünde olursa namaz kılmak mekruhtur.


Müslümanlar Hac yolculuğunda Kâbe’ye yüzünü sürmek için can atarlar, fakat dikkat gerektiren bir husus da; Kâbe’nin üzerinde kılmanın saygısızlık ve mekruh olduğunu bilmektir. Fakat Kâbe’nin içinde, önünde, arkasında kılmak caizdir. Kâbe’nin içi de cemaatlada olsa namaz sahihtir. Kâbe’nin içinde namaz kılanın, Makam-ı İbrahim arkasında ve tavaf yerlerinin etrafında kılanların önlerinden geçmesi yasak değildir. Çünkü tavaf namaz gibidir zaten, sanki önünde namazların safları varmış gibi olur. Mekke’de yaşayanlar için Kâbe’nin herhangi bir tarafına yönelerek namaz kılarlar, onun için Kâbe’nin aynına isabet şarttır. Mekke’nin dışında aynına isabet şart değildir. Doğu ile batı arası bütününe şamil sayıldığından doğu ile batı arası kıble sayılır. Kâbe bir binadan ibarettir. Kâbe yıkılsa namaz kılmayacakmıyız, elbette kılacağız. Çünkü Kâbe yedi kat yerden Arş-ı A’la’ya kadardır. Bir kimse yüksek dağların tepesinde ve derin kuyularda namaz kılsa caizdir. Demek ki Kâbe’den maksat binanın yeridir.


Yola çıkmadan iki rekât yolculuk namazı kılmalı, hatta ilk rekâtta fatihadan sonra Kafirun ve ihlâs surelerini okunması müstehap olup namazın ardından yolun şerrinden korunmak için dua ve niyazda bulunulmalı. Aynı zamanda Ayetel kürsi, Kureyş surelerini, sabah akşamda üçer defa İhlâs, Felak ve Nas surelerini ihmal etmemeli. Yine yola çıkmadan önce sünneti seniyye gereği önce kalp sükûnetini yakalamalı, makas, iğne iplik, ayna, tarak, tırnak makası, misvak vs. gibi her an gerekli malzemeleri ve teyemmüm için kiremit, tuğla cinsinden maddelerde yanımızda bulundurmalıdır. Hatta çoluk çocuğun nafakasını temin etmeli, anne ve babanın gönüllerini hoş etmeli, fakirlere de imkânlar ölçüsünce sadaka vermeli. Çünkü Yüce Peygamberimiz; “Bir sadaka yetmiş belayı def eder” buyurmuş. Aynı zamanda vedalaşırken aile efradını Allah’a emanet etmeli, yani Allah’a emanet olun demeli. Nitekim Hz. Ömer’in yanına çocuğu ile birlikte bir adam gelir, bir anda Hz. Ömer’in dikkatini çeker der ki;


—Ne kadarda birbirinize benziyorsunuz


Adam:


—Ey Müminlerin Emiri! Sana bu çocuğun durumunu müsaadenizle anlatmak istiyorum deyince, Müminlerin Emiri anlatmasına izin verir ve sözlerine şöyle devam eder; Bu çocuk ben yolculuğa çıkarken annesinin karnında idi. Vedalaşma aşamasında annesi bana:


—Beni hamile haldemi bırakıp gidiyorsun demişti. Bende:


—Karnındaki çocuğu Allah’a emanet ediyorum, yani Allah’a ısmarladık deyip ayrıldım oradan. Geldiğimde eşim ölmüştü, yakınlarımla konuşurken az ötede kabrin üzerinde bir ateşin parladığını görünce sordum:


—Bu ateş neyin nesi diye


Dediler ki:


—Bu senin ölen hanımının mezarında hergün gödüğümüz ateş dediler.


O zaman onlara:


—Ama benim eşimin ibadetlerinde geri durmazdı, iyi bir kadındı dedim ve ardından merakımı yenmek için elime kazmayı alıp mezarı eştiğimde bir de ne göreyim içinde bir ışık yanıyor ve çocuk da orada yuvarlanıp duruyor. O esnada gaibten bir ses bana:


—Bu senin bize emanet ettiğin çocuk, eğer annesinide bize emaet etmiş olsaydın onu da sağ salim bulurdun. İşte Allah’a emanet budur. Nitekim Resulü Ekrem Cübeyr b. Mutim’e:


—Ey Cübeyre! Bir yolculuğa çıktığın zaman en bereketli kimse olmak ister misin, deyince,


—Elbette Ya Rasulullah! Dedi. Bunun üzerine Rasulü Ekrem şöyle dedi:


— O halde şu beş sureyi oku, bunlar kafirun, İzacae, Nasrullah, İhlâs, Felak ve Nas sureleridir. Her sureye besmele ile başla besmele ile bitir diye buyurdu.


Yolculuğa çıkarken kime borçlandıysan şayet borcun vakti geldiyse ödeyip yola çıkmalı, helal para ile yola çıkmak esastır çünkü.


Yola çıkmadan önce kimseye yük olmamak için yol azığı edinmeli, bu arada yolda arkadaşlarına ikramda bulunmayı da esirgememeli. Hakeza yine arazide konakladıysanız topluca yemeli, lokantada iseniz ferdi yemekte sakıncası yoktur. Bütün bunlara ilave edebileceğimiz en büyük azık hiç şüphesiz edep ve zikir azığıdır, birde iyi bir arkadaş seçimidir.


Tek başına yolculuk yasaktır, çünkü tek başına yolculuk yapan avlanır. Zira şeytan daha çok tek başına yolculuk yapanı gafil avlamada mahirdir. Tavsiye olanı en az dört kişilik gurupla yola çıkma hükmüdür. Dolayısıyla yolculukta seni yüzüstü bırakacak olanla sakın yola çıkma. Hepsinden önemlisi de yolda fitne çıkarandan uzak durmaktır. Yolculukta iki kişide olsanız birininizi başkan seçin prensibinden hareketle Kur’anı en iyi bilen, eli açık ve en merhametli gibi özelliklere haiz başkan seçmeli. Allah Rasulü; “Allah katında arkadaşların en hayırlısı akadaşları için en hayırlı olanıdır” buyuruyor. Bir insanı tanımak için üç şeyi yapmak yeterli demişler:


—Komşuluk yap,


—Yolculuk yap,


—Ticaret yap.


Velhasıl; yol meşakkatir, ne kadar meşakkat o kadar ecir. Bundan dolayıdır ki; Ya Hacı sabır demişler. Zira Hac yolculuğu da çile ile dolu.


Vesselam.


alıntı


2 yorum:

  1. Cok guzel bir yazi surekli yolculuk yapanlar icin Allah razi olsun.

    YanıtlaSil

Yüksekten bakar ise Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar, Dış yüzüne o sızar,içinde ne var ise...

Değerli yorumlarınız için çok teşekkürler...