5 Nisan 2012 Perşembe

NEZAKET

“Nezaket! Nazik bir kelime... Bir sehl-i mümteni... Bir estetik şahikası.
Nezaket bir umman;sevgiler uğuldar derinliklerinde,sevgiler coşar. Nezaket bir bahçe,şevk ile yürünür tarhlarında,şavklar saçılır yediverenlerinden. Nezaket hasbî bir tebessüm,kalbî bir yakınlık... Nezaket bir teşekkürün adı;bir derin şükür makamı.”

İskender Pala

SEVGİMİ SAYGIMI

Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz.

Sevgi saygıdan önce gelir. Saygıyı herkese göstermek zorundayız ama sevgi daha özeldir. Ancak özel insanlara gösterilir.

Sevgi teleskoptan bakar, kıskançlık ise mikroskoptan.

Josh Billings

2 Nisan 2012 Pazartesi

Batı Medeniyeti Huzur Arıyor

admin






Son yıllarda, Avrupa’da, bilhassa ABD’de, NLP (rûh, beyin dili programı) adı altında yapılan bazı çalışmalar oldukça rağbet görüyor. NLP’nin 21. asrın eşiğinde, özellikle batıda ivme kazanması anlaşılır bir sonuçtur. Çünkü Batı toplumları bir arayışın içerisinde. Batı, 19. asrın ikinci yarısından 20. asrın son çeyreğine dek, seküler bir anlayışla maddeyi laboratuvara soktu; bütün boyutlarıyla inceledi. Maddeyi yöneten rûhu ise, ihmâl etti. Tabiî ki bocaladı, maddenin ruhsuz çarkları arasında ezildi. Oysa, rûh-beden, madde-mânâ birlikteliği; onu İlâhî ve mânevî değerlerden soyutlamayı imkânsız kılıyor. Batı, maddeyi fethetti; ama madde de onu esir aldı!



İnsanoğlu; uçsuz-bucaksız uzay boşluğuna daldı; Ay’a gitti, Merih’e uzandı. Karadeniz fıkrasında olduğu gibi; güneşe çıkabilmek için de akşam serinliğini beklemektedir! Lâkin, kendi kalbine, yanıbaşındaki eşinin, çocuğunun gönlüne girmeyi başaramadı! Ve yine aklını, kabiliyetlerini de Kâinatın Sanatkârını anlamak için değil; dünyayı kazanmak, sömürmek için kullandı. Bütün duyu, duygu, hisleriyle ona odaklandı. Yegâne ideâli; dünyevî emel, çıkar, nefsânî zevk, lezzet oldu. Daha kaliteli, daha zengin, daha müreffeh, daha acısız, daha iyi bir hayat standardına ulaşabilmek için de herşeyi ya da herkesi bu uğurda fedâ etti. Meşrû, gayr-i meşrû her şeyi, herkesi süflî arzularına âlet ederek; tek taraflı faydalanma yollarını aradı. Karşılıklı menfaat gerektiren hususlarda riyakârca bir ilgi ve zayıf empatik paslaşmalarla asıl önemli meseleyi geçiştirdi.



Materyalizm, nasıl zevk alınabileceği ve elemlerden nasıl kurtulunabileceğinin çârelerini gösterir; eğlence ve fantaziyeye yönelik hizmetler verir. Diğer yandan, “Güçlü olan ayakta kalır, zekiysen başarırsın” anlayışıyla da bireyin kendi çıkarını gözeten, toplumların duygularını algılamaya kapalı; zayıfı ezen, fakiri sömüren ve kendi rahatını başkasının zararında gören içler acısı bir tabloyu ortaya çıkardı.



Ali Ferşadoğlu, Mart 2012

1 Nisan 2012 Pazar

Talep Eden Kovulmaz...



Gece yarısından sonra, Hazret-i Mevlana’nın dergâhının kapısı çalınır. Talebeleri açar. Sarhoş bir genç, (Ben Üstad Mevlana’yı görüp, elini öpüp duasını alacağım) der. Talebeler kovsalar da, o gitmez, (Duasını almadan asla gitmem) diye diretir. Talebeler ne yaptılarsa oradan uzaklaştıramazlar.

Gürültüye Hazret-i Mevlana uyanır, (Ne var, ne bu gürültü?) diye sorar. Talebeleri, Efendim, sarhoş bir genç, duanızı almadan gitmeyeceğini söylüyor derler.

Hazret-i Mevlana talebelerine, (O, sarhoş kafayla bu saatte bizi bulabilmiş, siz ayık kafayla içeri alamıyorsunuz. Belki samimidir, niye kovuyorsunuz? Talep edeni, ihlasla arayanı kovma yetkimiz yok ki. Ateşten çıkıp gelene, dön tekrar ateşe demeye hakkımız var mı? Bırakın gelsin yanıma) buyurur.

Mevlana hazretlerinin bu sözlerini duyan genç gelir ve ağlayarak, (Hocam benim gibi sarhoş, edepsiz birisi için, talebelerinize sitem etmenize gönlüm razı olmadı. Beni de talebeliğe kabul buyurmaz mısınız? O talebelerin ve sizin hizmetinizde olmakla şereflenmek istiyorum) der.

Hazret-i Mevlana gencin gözyaşlarını silip der ki:

Evladım hoş geldin aramıza, kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz, hangi vesile ile kavuşacağı belli olmaz. Allahü teâlâ âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber efendimize, "Beni talep edene hizmetçi ol" diye emrediyor. Bu yüzden talep edenin haline vaktine saatine bakılmaz, talebine bakılır. Sen bizi Allah için sevip bulmuşsun. Gerçekte talebin biz değil, Allah sevgisine kavuşmaktır. Buna engel olmaya kimsenin hakkı olmaz. Talebelere sitem edişim bu yüzden idi.