din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ekim 2010 Cuma
Hayırlı cumalar
Kuyulardamı kaldın?
Yakup bulur üzülme...
Damlalarmı boğuyor?
Yunus bulur üzülme..
Güneş yakmayamı başladı?
Ömer bakar üzülme..
Bütün kapılar mı kapandı?
Bir kapıyı kapatan bin kapı açar üzülme...
...ne mutlu kalbine sen düşene,
ne mutlu senin kalbine düşene.
HAYIRLI CUMALAR
14 Ekim 2010 Perşembe
Tasavvuf ve kapıları
Öğrencilerinden biri Mevlana´ya sormuş;
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"
"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve
hepsi rahlelerine eğilmiş.
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana´nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş,
geri dönecek ama
hocasına itaat var.
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.
üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.
Öğrenci Mevlana´ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".
Onun için döndü, oturdu.
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir
dönüp baktı.
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile..."
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"
"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve
hepsi rahlelerine eğilmiş.
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana´nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş,
geri dönecek ama
hocasına itaat var.
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.
üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.
Öğrenci Mevlana´ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".
Onun için döndü, oturdu.
- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir
dönüp baktı.
- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile..."
11 Ekim 2010 Pazartesi
Kalbin,kalbe secdesi
Bir hakikat talibi irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş beklemiş beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş.
Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği güvendiği zat varsa huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.
Derken içlerinden biri “Filan şehirde bir zat var onun yanına git belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:
— “Efendim!” demiş “Kalp secde eder mi?”
Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:
— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”
Bu cevap üzerine Şeyh efendinin düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış.
Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz.
İstediğinizi eyleyebilmek için istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız..
İrade ve kudret bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü.
İstek gücü güç ise eylemi meydana getirir.
'İbadet' de —tıpkı 'âdet' gibi— bir nevi tekrardır. Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce “el yıkamak” ile namazlardan önce “abdest almak” arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir?
Eskiler 'ibadet' ile 'âdet'i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: 'niyet'.
Yani eyleme bir şuurun bir bilincin eşlik etmesi.
İbadet'i âdet'ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak tekrarlanan o eylem 'ibadet' vasfını kazanır.
Niyete hareket hareket değildir; meyldir sadece temayüldür. Hareketin anlamı hareketin kendisinde değil harekete geçiren sebepte yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz.
Bir eyleme anlam verebiliyorsak bu o eylemin amacını yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzdandır. Kestiremeseydik anlam da veremezdik.
Bâyezid-i Bistamî “Yıllarca durmadan usanmadan insanları Allah'a davet ettim” demiş; “nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim hepsi beni geçmiş!”
Kalbin secdesi “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün bir daha kalkmaz kalkmayı istemez beceremez de zaten.
Ey talib asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım kalbin hiç secde ediyor mu?
“Nedir secde?” diye soruyorsun.
Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır hiçleşmektir. Hiçleşmek ise aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa!
Sen bu secdenin izini alınlarda değil kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan hiç tereddüt etme yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir.
O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!
Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği güvendiği zat varsa huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.
Derken içlerinden biri “Filan şehirde bir zat var onun yanına git belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:
— “Efendim!” demiş “Kalp secde eder mi?”
Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:
— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”
Bu cevap üzerine Şeyh efendinin düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış.
Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz.
İstediğinizi eyleyebilmek için istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız..
İrade ve kudret bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü.
İstek gücü güç ise eylemi meydana getirir.
'İbadet' de —tıpkı 'âdet' gibi— bir nevi tekrardır. Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce “el yıkamak” ile namazlardan önce “abdest almak” arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir?
Eskiler 'ibadet' ile 'âdet'i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: 'niyet'.
Yani eyleme bir şuurun bir bilincin eşlik etmesi.
İbadet'i âdet'ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak tekrarlanan o eylem 'ibadet' vasfını kazanır.
Niyete hareket hareket değildir; meyldir sadece temayüldür. Hareketin anlamı hareketin kendisinde değil harekete geçiren sebepte yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz.
Bir eyleme anlam verebiliyorsak bu o eylemin amacını yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzdandır. Kestiremeseydik anlam da veremezdik.
Bâyezid-i Bistamî “Yıllarca durmadan usanmadan insanları Allah'a davet ettim” demiş; “nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim hepsi beni geçmiş!”
Kalbin secdesi “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün bir daha kalkmaz kalkmayı istemez beceremez de zaten.
Ey talib asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım kalbin hiç secde ediyor mu?
“Nedir secde?” diye soruyorsun.
Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır hiçleşmektir. Hiçleşmek ise aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa!
Sen bu secdenin izini alınlarda değil kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan hiç tereddüt etme yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir.
O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!
6 Ekim 2010 Çarşamba
Öyle bir hayat sür ki!
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
1- Öyle hayat sür ki, kimse senin yüzünden Cehenneme girmesin.
2- Yanına kim üzülerek gelirse, o kimse yanından, neşeyle gülerek çıksın.
Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar her yere yayılmaktadır. Bundan istifade etmenin iki şartı vardır:
1- İnanmak,
2- Sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez.
Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve Evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar.
İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayal oldu! Dünya yolculuğunun neticesi de, buna benzer; kârı Cennettir. Zararından Allahü teâlâ korusun!
Allah için mevki makam sahibi olmak, zengin olmak kıymetlidir. Bunlarla dinimize hizmet etmek, insanlara yardımcı olmak kolay olur.
Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler; ama Onun emir ve yasakları da vardır ki, bunları Kur’an-ı kerimde bildirmiştir. İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar, araştırmakla, ele geçmez. Bunun için İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler İslamiyet’in içindedir, dışında hiç bir güzellik yoktur ve olamaz) buyuruyorlar.
Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez.
Ahir zamanda İslam’ın iki şiarı kalır:
1- Erkeğin namazı,
2- Kadının örtüsü.
Bu büyük zatları seven, imansız gitmez. Onların sevdikleri de, imansız gitmez.
Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamaktır.
Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar.
Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teala da, misafirine güzel ikram eder.
Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur.
Büyüklerin belki demeleri, muhakkak, kesin anlamındadır.
Bir kimse, kendi başına, İslamiyet’in bütün emirlerini yapsa, kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur.
1- Öyle hayat sür ki, kimse senin yüzünden Cehenneme girmesin.
2- Yanına kim üzülerek gelirse, o kimse yanından, neşeyle gülerek çıksın.
Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar her yere yayılmaktadır. Bundan istifade etmenin iki şartı vardır:
1- İnanmak,
2- Sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez.
Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve Evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar.
İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayal oldu! Dünya yolculuğunun neticesi de, buna benzer; kârı Cennettir. Zararından Allahü teâlâ korusun!
Allah için mevki makam sahibi olmak, zengin olmak kıymetlidir. Bunlarla dinimize hizmet etmek, insanlara yardımcı olmak kolay olur.
Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler; ama Onun emir ve yasakları da vardır ki, bunları Kur’an-ı kerimde bildirmiştir. İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar, araştırmakla, ele geçmez. Bunun için İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler İslamiyet’in içindedir, dışında hiç bir güzellik yoktur ve olamaz) buyuruyorlar.
Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez.
Ahir zamanda İslam’ın iki şiarı kalır:
1- Erkeğin namazı,
2- Kadının örtüsü.
Bu büyük zatları seven, imansız gitmez. Onların sevdikleri de, imansız gitmez.
Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamaktır.
Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar.
Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teala da, misafirine güzel ikram eder.
Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur.
Büyüklerin belki demeleri, muhakkak, kesin anlamındadır.
Bir kimse, kendi başına, İslamiyet’in bütün emirlerini yapsa, kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur.
24 Eylül 2010 Cuma
Hayırlı Cumalar
Hediyemizdir.
HAYIRLI CUMALAR,SAYGILAR...
19 Eylül 2010 Pazar
Takva nedir?
Takva ,
korkma,
sakınma,
Allah korkusuyla günahlardan korunmak demektir.
Muttaki,
takva üzere yaşayan mü’min demek olur.
Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir. Bunların terk edilmeleri de takvadandır. Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini gözeterek o fiilleri terk etmektir. Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yeteri kadar istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.
Allah Resûlü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”
Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Şüpheliden sakınanlarla haram arasına bir tampon bölge girmiş oluyor.
Kur’an-ı Kerimden bir takva dersi:
“...Yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının.” (Bakara Sûresi, 2/14) Tefsir alimlerimiz, bu âyet-i kerimede sözü edilen taşların, putlar olduğunu söylerler. Bu âyet-i kerimede yakıtı taşlar olan bir cehennemin dehşeti yanında, mümini ürperten bir başka tehdit daha vardır. O da putlarla beraber yanma, aynı mekânda birlikte bulunma, onların tâbi olduğu muameleye maruz kalma zilletidir.
Takva ve salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Salih amel ile manevi kârlar elde edilir. Takva ile de bu kâr korunur ve zararlardan uzak kalınır. Zarar yollarını kapamayan bir insan, kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasa çıkar.
İflasla ilgili şu hadis-i şerif çok ürkütücü ve korkutucudur:
“Ümmetimden müflis o kişidir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ameller ile gelir. Buna karşılık ona buna sövmüş, iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini de dövmüştür. Ahirette bu iyilikleri hak sahiplerine dağıtılır. İyilikleri yetmeyip bittiği zaman da hak sahiplerinin günahlarından bir kısmı alınıp kendisine yüklenir ve cehenneme atılır.”
Takvanın üç mertebesi vardır:
1. Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.
2. Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.
3. Masivadan takva: Kalbini, Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmak.
korkma,
sakınma,
Allah korkusuyla günahlardan korunmak demektir.
Muttaki,
takva üzere yaşayan mü’min demek olur.
Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir. Bunların terk edilmeleri de takvadandır. Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini gözeterek o fiilleri terk etmektir. Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yeteri kadar istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.
Allah Resûlü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”
Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Şüpheliden sakınanlarla haram arasına bir tampon bölge girmiş oluyor.
Kur’an-ı Kerimden bir takva dersi:
“...Yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının.” (Bakara Sûresi, 2/14) Tefsir alimlerimiz, bu âyet-i kerimede sözü edilen taşların, putlar olduğunu söylerler. Bu âyet-i kerimede yakıtı taşlar olan bir cehennemin dehşeti yanında, mümini ürperten bir başka tehdit daha vardır. O da putlarla beraber yanma, aynı mekânda birlikte bulunma, onların tâbi olduğu muameleye maruz kalma zilletidir.
Takva ve salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Salih amel ile manevi kârlar elde edilir. Takva ile de bu kâr korunur ve zararlardan uzak kalınır. Zarar yollarını kapamayan bir insan, kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasa çıkar.
İflasla ilgili şu hadis-i şerif çok ürkütücü ve korkutucudur:
“Ümmetimden müflis o kişidir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ameller ile gelir. Buna karşılık ona buna sövmüş, iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini de dövmüştür. Ahirette bu iyilikleri hak sahiplerine dağıtılır. İyilikleri yetmeyip bittiği zaman da hak sahiplerinin günahlarından bir kısmı alınıp kendisine yüklenir ve cehenneme atılır.”
Takvanın üç mertebesi vardır:
1. Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.
2. Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.
3. Masivadan takva: Kalbini, Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmak.
17 Eylül 2010 Cuma
Hayırlı Cumalar
Ya RABBİ...!
Huzuruna ulaşan ve en güzeliyle kabul ettiğin dualar hürmetine; şu aciz şu biçare şu günahkar dillerinde Sana yönelttiği duaları kabul buyur en güzeliyle.
Ya RABBİ...!
Huzuruna gelecek yüzümüz yok biliyoruz. Huzurunda yüzümüz karadan daha kara. Günahlar isyanlar maddiyat bizleri sarmakta. Huzuruna geldik olmayan yüzümüzle.
Senden af diliyor af dileniyoruz ya RABBİ...!
Eğer Sen bizleri affedersen ki; bu Senin şanındandır şerefindendir.
Çünkü Sen Rahman ( Yarattığı bütün canlılara nimet veren )'sın.
Çünkü Sen Rahim ( Acıyıcı )'sin.
Çünkü Sen Settar ( Kullarının günahlarını çok örten onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan )'sın.
Çünkü Sen Gaffar ( Günahları tekrar tekrar çokça bağışlayan ) 'sın!
Rahmetin inayetin şefkatin bizlere ulaşırsa eğer; biz biz oluruz. Biz mesud oluruz. Biz kul oluruz.
Bütün acziyetimizle bütün kusurumuzla bütün niyazlarımızla bütün dualarımızla kapındayız kulunuz köleniz. Diliyoruz rahmetini dileniyoruz.!
Ya RABBİ...!
Ne olur kabul eyle kulluğuna
Ne olur boş çevirme bu aciz dillerin dualarını
Ne olur bizlere rahmetinle merhametinle inayetinle şefkatinle muamele eyle...!
... AMİN ...
30 Ağustos 2010 Pazartesi
dünya hayatı
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir" (Enam, 6/32)
"Biz göğü,yeri ve aralarında olan varlıkları oyuncak olsun diye yaratmadık"
(Enbiya,21/16)
Önemli olan!
"Herkes bedeninin ölümünü düşünüyor.
Kalbinin ölümünü düşünen yok!
Asıl önemli olan kalbin ölmesidir."
Hz.Mevlana
"Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini,
sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi,
kalplerin öldüğü gün ölmez."
(Hadis-i Şerif)
sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi,
kalplerin öldüğü gün ölmez."
(Hadis-i Şerif)
26 Ağustos 2010 Perşembe
Nefsi Emmare Üzerine
Tasavvuf ilmine göre insanın manevi vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir. Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele eder.
Nefs; Yüce Yaratıcı`sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır. Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah`ın Celâl görüntüsüdür.
Ruh; Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güçtür. Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir. Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça yücelmektedir. Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk`ın Cemal görüntüsüdür.
İnsani nefs üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir… İnsani nefsin en alt mertebesi nefs-i emmaredir…
Kur`an-ı Kerim`de Hz. Yusuf a.s.`ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .
Nefs-i emmare kafirlerdeki ,müşriklerdeki ve münafıklardaki nefsin adıdır
Bu nefisden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah`ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” Buyrulmuştur…
Nefs-i emare ile cihadın iki yolu var…
Riyazet ve Mücahede.
Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefis ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefisimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefise, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.
`Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.` [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur`an-ı Kerim`de mealen, `Nefsine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz` buyruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi)
Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: `Hasislik, nefise uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.` [Taberani] `Akıllılık alameti, nefise hâkim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefise uyup, Allah`tan af ve merhamet beklemektir.` [Tirmizi]
Yarabbi korkunu sevgini kalbimizden eksik etme...Nefsine uyanlardan eyleme bizi...
ALINTI
Nefs; Yüce Yaratıcı`sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır. Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah`ın Celâl görüntüsüdür.
Ruh; Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güçtür. Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir. Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça yücelmektedir. Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk`ın Cemal görüntüsüdür.
İnsani nefs üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir… İnsani nefsin en alt mertebesi nefs-i emmaredir…
Kur`an-ı Kerim`de Hz. Yusuf a.s.`ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .
Nefs-i emmare kafirlerdeki ,müşriklerdeki ve münafıklardaki nefsin adıdır
Bu nefisden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah`ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” Buyrulmuştur…
Nefs-i emare ile cihadın iki yolu var…
Riyazet ve Mücahede.
Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefis ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefisimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefise, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.
`Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.` [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur`an-ı Kerim`de mealen, `Nefsine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz` buyruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi)
Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: `Hasislik, nefise uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.` [Taberani] `Akıllılık alameti, nefise hâkim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefise uyup, Allah`tan af ve merhamet beklemektir.` [Tirmizi]
Yarabbi korkunu sevgini kalbimizden eksik etme...Nefsine uyanlardan eyleme bizi...
ALINTI
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Riyakarlık halleri
Hz. Ali r.a. şöyle der:
Riyakârlar şöyledir:
Tek başına kaldığı zaman tembellik eder,
ibadette gevşeklik gösterir ve nafile namazları oturarak kılar.
İnsanlarla beraber olduğu zaman tekrar canlanır,
canla başla amel eder.
Biri kendisini methettiğinde daha fazla amel ve ibadet eder.
Yerdiğinde ise amellerini azaltır.
Riyakârlar şöyledir:
Tek başına kaldığı zaman tembellik eder,
ibadette gevşeklik gösterir ve nafile namazları oturarak kılar.
İnsanlarla beraber olduğu zaman tekrar canlanır,
canla başla amel eder.
Biri kendisini methettiğinde daha fazla amel ve ibadet eder.
Yerdiğinde ise amellerini azaltır.
24 Ağustos 2010 Salı
ELİF OLMAK
Elif olmak zordur
Çünkü elif olmak
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
Dik ve önde
Belki acıyla
Ama vazgeçmeden durmanın
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
Kaç silah varsa elife çevrilir
Elif hep olduğu yerdedir
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
Zordur elif olmak
Elif olmak hep vurulmaktır
Elif olmak yalnızca elif olmaktır
Ne B, ne T, ne S
Elif
Yalnızca elif
Elif demeden hiçbir şey denilemez
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim
Mevlana İDRİS
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Benim adım dertli dolap
NarTube - Watch Video
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim
Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyam ne acıyım
Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim
Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevla'ya aşık oldum
Anın için inilerim
Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Dolaba layık gördüler
Derdim vardır inilerim
Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu imkan Hak'tan geldi
Derdim vardır inilerim
Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün beni neler çekerim
Derdim vardır inilerim
Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fani de kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim
7 Ağustos 2010 Cumartesi
Ramazan ayı hakkında
Bismillahirrahmânirrahîm
“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. (Kadir, 1-5 )
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” ( Bakara, 185)
“Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” ( Bakara, 184)
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”. ( Bakara,183)
Size Ramazan ayi geldi. O bereket ayidir. O ayda tam hayir vardir ve Allah sizi gasyeder. Rahmetini inzal eder, hatalari siler, dualari kabul eder. Sizin ragbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun icin Allah'a kendi tarafinizdan hayir odeyin (Cok hayir yaparak Ramazanin hakkini verin). Zira saki, o ayda Allah'in Rahmetinden mahrum kalan kimsedir.
Ravi: Hz. Ubade (r.a.)
Size Ramazan ayi geldi. O mubarek bir aydir. Allah size Ramazan ayi orucunu farz kildi. O ayda gok (rahmet) kapilari acilir, Cehennem kapilari kapanir ve azili seytanlar baglanir. O ayda bir gece vardir ki bin aydan daha hayirlidir. Kim o gecenin hayrindan mahrum kalmissa, o kimse hakikaten (butun hayirlardan) mahrum kalmistir.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
Ramazan ayi girdiginde Allah teala arsi tasiyan meleklere, tesbihten ellerini cekip Muhammed (s.a.s.) ummetine ve mu'minlere istigfarda bulunmalarini emreder.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)
Hac, kendi ile evvelkisi arasina, Ramazan da evvelki ile arasina, Cuma da evvelki ile kendi arasina kefarettir. (Gunahi da anadan dogma temiz olur)
Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.)
Ramazan ayi geldiginde Cennet kapilari acilir, Cehennem kapilari kapatilir, seytanlar da baglanir. Bir munadi Ramazan bitinceye kadar soyle nida eder: "Ey hayra talib olan kos, Ey serri istiyen, azalt (terk et)."
Ravi: Hz. Utbe Ibni Abd (r.a.)
Ramazanda on gun itikaf etmek (son 10 gunu ibadetle mesgul olmak), nafile iki hac ve iki umre gibidir.
Ravi: Hz. Huseyin (r.a.)
Ramazanda Cennet kapilari acilir. Cehennem kapilari kapanir. Seytanlar baglanir ve her gece bir munadi soyle nida eder: "Ey hayir sahibi, hayrini yap. Ve ey ser sahibi, biraz geri dur."
Ravi: Hz. Ukbe Ibni Ferkad (r.a.)
Size mubarek Ramazan ayi geldi. Niyetinizi takdim edin ve nafakanizi da genis edin. (Ibadet ve oruc icin)
Ravi: Hz Ibni Mes'ud (r.anhuma)
Ramazanda Allah'i zikreden magfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez.
Ravi: Hz. Cabir (r.a.)
Allah (z.c.hz.) Ramazanin her gecesi iftar zamaninda bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nin her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder.
Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)
Bir kimse hac ve umre etse de ayni sene icinde olse, Cennete girer. Kim Ramazan orucunu tutsa sonra olse Cennete girer.
Ravi: Hz. Ebu Said (r.a.)
Bir kimse Ramazan orucunu inanarak ve sevabini umarak tutarsa, gecmis gunahlari magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
Bir kimse Ramazan orucunu tutar ve ona ilaveten Sevval'den alti gun tutarsa, butun seneyi oruc tutmus gibi olur.
Ravi: Hz. Ebu Eyyub (r.a.)
Dort geceyi ihya edene Cennet vacib olur: Arefe'den bir evvelki (terviye) gecesi, arefe gecesi, kurban bayrami gecesi, Ramazan bayrami gecesi.
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Bir kimse Ramazan da inanarak ve sevabini umarak Kiyamul-leyl (teravih namazi) kilsa gecmis gunahi magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
"Ramazan" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan Allah'in isimlerinden bir isimdir. Lakin “Ramazan ayi” deyin.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. (Kadir, 1-5 )
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” ( Bakara, 185)
“Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” ( Bakara, 184)
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”. ( Bakara,183)
Size Ramazan ayi geldi. O bereket ayidir. O ayda tam hayir vardir ve Allah sizi gasyeder. Rahmetini inzal eder, hatalari siler, dualari kabul eder. Sizin ragbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun icin Allah'a kendi tarafinizdan hayir odeyin (Cok hayir yaparak Ramazanin hakkini verin). Zira saki, o ayda Allah'in Rahmetinden mahrum kalan kimsedir.
Ravi: Hz. Ubade (r.a.)
Size Ramazan ayi geldi. O mubarek bir aydir. Allah size Ramazan ayi orucunu farz kildi. O ayda gok (rahmet) kapilari acilir, Cehennem kapilari kapanir ve azili seytanlar baglanir. O ayda bir gece vardir ki bin aydan daha hayirlidir. Kim o gecenin hayrindan mahrum kalmissa, o kimse hakikaten (butun hayirlardan) mahrum kalmistir.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
Ramazan ayi girdiginde Allah teala arsi tasiyan meleklere, tesbihten ellerini cekip Muhammed (s.a.s.) ummetine ve mu'minlere istigfarda bulunmalarini emreder.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)
Hac, kendi ile evvelkisi arasina, Ramazan da evvelki ile arasina, Cuma da evvelki ile kendi arasina kefarettir. (Gunahi da anadan dogma temiz olur)
Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.)
Ramazan ayi geldiginde Cennet kapilari acilir, Cehennem kapilari kapatilir, seytanlar da baglanir. Bir munadi Ramazan bitinceye kadar soyle nida eder: "Ey hayra talib olan kos, Ey serri istiyen, azalt (terk et)."
Ravi: Hz. Utbe Ibni Abd (r.a.)
Ramazanda on gun itikaf etmek (son 10 gunu ibadetle mesgul olmak), nafile iki hac ve iki umre gibidir.
Ravi: Hz. Huseyin (r.a.)
Ramazanda Cennet kapilari acilir. Cehennem kapilari kapanir. Seytanlar baglanir ve her gece bir munadi soyle nida eder: "Ey hayir sahibi, hayrini yap. Ve ey ser sahibi, biraz geri dur."
Ravi: Hz. Ukbe Ibni Ferkad (r.a.)
Size mubarek Ramazan ayi geldi. Niyetinizi takdim edin ve nafakanizi da genis edin. (Ibadet ve oruc icin)
Ravi: Hz Ibni Mes'ud (r.anhuma)
Ramazanda Allah'i zikreden magfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez.
Ravi: Hz. Cabir (r.a.)
Allah (z.c.hz.) Ramazanin her gecesi iftar zamaninda bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nin her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder.
Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)
Bir kimse hac ve umre etse de ayni sene icinde olse, Cennete girer. Kim Ramazan orucunu tutsa sonra olse Cennete girer.
Ravi: Hz. Ebu Said (r.a.)
Bir kimse Ramazan orucunu inanarak ve sevabini umarak tutarsa, gecmis gunahlari magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
Bir kimse Ramazan orucunu tutar ve ona ilaveten Sevval'den alti gun tutarsa, butun seneyi oruc tutmus gibi olur.
Ravi: Hz. Ebu Eyyub (r.a.)
Dort geceyi ihya edene Cennet vacib olur: Arefe'den bir evvelki (terviye) gecesi, arefe gecesi, kurban bayrami gecesi, Ramazan bayrami gecesi.
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
Bir kimse Ramazan da inanarak ve sevabini umarak Kiyamul-leyl (teravih namazi) kilsa gecmis gunahi magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
"Ramazan" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan Allah'in isimlerinden bir isimdir. Lakin “Ramazan ayi” deyin.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
6 Ağustos 2010 Cuma
Hayırlı cumalar
-Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
-Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
(CUMA SURESİ 9-10)
-Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
(CUMA SURESİ 9-10)
23 Temmuz 2010 Cuma
Hakikatin Kafiri
Söylememen harcısı, söylemeğin hasıdır
Söylemeğin harcısı, gönüllerin pasıdır
Gönüllerin pasını ger sileyim der isen
Şol sözü söylegil kim, ol söz hülasasıdır
Kulil hak dedi Çalap, sözü doğru deyene
Bugün yalan söyleyen, yarın utanasıdır
Cümle yaradılmışa, bir göz ile bakmayan
Şer'in evliyasıysa hakikatte asidir
Şeriat haberini şerh ile eydem işit
Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır
Ol geminin tahtası ne denlu muhkem ise
Deniz mevci kati olucak uşanasıdır
Bundan içeru haber işit, edeyin ey yar
Hakikatin kafiri, şer'in evliyasıdır
Biz talib-i ilmiz, aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize, aşk hot medresesidir
Evliya safa nazar ideli günden beru
Hasıl oldu Yunus'a her ne kim olasıdır
YUNUS EMRE
Söylemeğin harcısı, gönüllerin pasıdır
Gönüllerin pasını ger sileyim der isen
Şol sözü söylegil kim, ol söz hülasasıdır
Kulil hak dedi Çalap, sözü doğru deyene
Bugün yalan söyleyen, yarın utanasıdır
Cümle yaradılmışa, bir göz ile bakmayan
Şer'in evliyasıysa hakikatte asidir
Şeriat haberini şerh ile eydem işit
Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır
Ol geminin tahtası ne denlu muhkem ise
Deniz mevci kati olucak uşanasıdır
Bundan içeru haber işit, edeyin ey yar
Hakikatin kafiri, şer'in evliyasıdır
Biz talib-i ilmiz, aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize, aşk hot medresesidir
Evliya safa nazar ideli günden beru
Hasıl oldu Yunus'a her ne kim olasıdır
YUNUS EMRE
Evliya Sevgisi
Sual: Evliya menkıbelerine çok yer vermek doğru mudur?
CEVAP
Ne kadar çok yer verilse o kadar iyidir, çünkü Evliya zatlar, her işinde İslamiyet’e uyarak, Allahü teâlânın rızasını kazanmış kimselerdir. Onların yaşayışı, bizim için en güzel örnektir. Yani onların menkıbelerini, İslamiyet’i nasıl yaşamak gerektiğini anlatmak için, nakletmek gerekir.
Eshab-ı kiramın ve Evliya zatların hayatlarını okumak, iyi huylu olmaya sebep olur. (Berika)
Lüzumundan fazla fıkıh bilgisi öğrenirken, Evliya zatların sözlerini ve hayatlarını öğrenmek müstehab olur. Bunları okumak, kalbde ihlâsı arttırır. (Hadika)
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Çok çalışınca, çok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salih zatların hayat menkıbelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir. (İ. Ahlakı)
Sıbgatullah Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:
Evliya menkıbelerini okumak, dinlemek Allah sevgisini artırır. Eshab-ı kiramın menkıbeleri, imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder. (Evliyalar Ansiklopedisi)
Evliya zatların menkıbeleri okununca onlar hatırlanır ve günahlara kefaret olur. Onların hatırlanması Allahü teâlânın hatırlanmasına sebep olur. Dört hadis-i meali şöyledir:
(Salihleri [Evliya zatları] anmak günahlara kefarettir.) [Deylemi]
(Evliya görülünce, Allah hatırlanır.) [İbni Mace]
(Öyle zatlar vardır ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.) [Taberani]
(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ben zikrolunduğum zaman Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da, ben hatırlanırım.”) [İ. Begavi-Mesabih]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Zikir, hatırlamak demektir. Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun ismini söylemekle veya çok sevdiği Evliya bir zatı görmekle olur. Evliyayı severek, inanarak görünce, muhakkak hatırlanacağı müjdelendi. Görmek, gözle olduğu gibi, Evliya zatın şeklini, suretini, kalbine, hayaline getirmekle de, görmüş gibi olup, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. (2/46)
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
Hasta yanında, Evliya, âlim ve salih zatların menkıbeleri ve sözleri konuşulmalı, bunlara sevgisi arttırılmalıdır. Evliya-yı kiramdan bahsetmek, rahmete sebep olur. (Sefer-i ahiret risalesi)
Nefsi tezkiye, dine uymakla, sonra La ilahe illallah zikrini çok söylemekle, sonra Evliya bir zatın sohbetiyle ve kitaplarını, menkıbelerini okumakla olur. (İ. Ahlakı)
Bir başka husus da, dinin, imanın esası, Allahü teâlânın dostlarını sevmek ve sevmediklerini sevmemektir. Yani hakiki imana kavuşmak için, bu büyük zatları sevmek şarttır. İnsan, tanımadığı kimseleri sevemez. Evliya menkıbelerini okuyup, Allah dostlarını hatırlamak ve sevmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İmanın temeli, Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ.Ahmed]
Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Beclî de, Resulullahı rüyada gördü. En iyi amel nedir diye sordu. (Evliyanın yanında bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan Evliya bulamazsak deyince, (Diriyken de, ölüyken de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinet-ül Irakıyye)
A�k İle-Tasavvuf Musikisi www.dervisinfikri.com
CEVAP
Ne kadar çok yer verilse o kadar iyidir, çünkü Evliya zatlar, her işinde İslamiyet’e uyarak, Allahü teâlânın rızasını kazanmış kimselerdir. Onların yaşayışı, bizim için en güzel örnektir. Yani onların menkıbelerini, İslamiyet’i nasıl yaşamak gerektiğini anlatmak için, nakletmek gerekir.
Eshab-ı kiramın ve Evliya zatların hayatlarını okumak, iyi huylu olmaya sebep olur. (Berika)
Lüzumundan fazla fıkıh bilgisi öğrenirken, Evliya zatların sözlerini ve hayatlarını öğrenmek müstehab olur. Bunları okumak, kalbde ihlâsı arttırır. (Hadika)
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Çok çalışınca, çok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salih zatların hayat menkıbelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir. (İ. Ahlakı)
Sıbgatullah Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:
Evliya menkıbelerini okumak, dinlemek Allah sevgisini artırır. Eshab-ı kiramın menkıbeleri, imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder. (Evliyalar Ansiklopedisi)
Evliya zatların menkıbeleri okununca onlar hatırlanır ve günahlara kefaret olur. Onların hatırlanması Allahü teâlânın hatırlanmasına sebep olur. Dört hadis-i meali şöyledir:
(Salihleri [Evliya zatları] anmak günahlara kefarettir.) [Deylemi]
(Evliya görülünce, Allah hatırlanır.) [İbni Mace]
(Öyle zatlar vardır ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.) [Taberani]
(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ben zikrolunduğum zaman Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da, ben hatırlanırım.”) [İ. Begavi-Mesabih]
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Zikir, hatırlamak demektir. Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun ismini söylemekle veya çok sevdiği Evliya bir zatı görmekle olur. Evliyayı severek, inanarak görünce, muhakkak hatırlanacağı müjdelendi. Görmek, gözle olduğu gibi, Evliya zatın şeklini, suretini, kalbine, hayaline getirmekle de, görmüş gibi olup, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. (2/46)
Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:
Hasta yanında, Evliya, âlim ve salih zatların menkıbeleri ve sözleri konuşulmalı, bunlara sevgisi arttırılmalıdır. Evliya-yı kiramdan bahsetmek, rahmete sebep olur. (Sefer-i ahiret risalesi)
Nefsi tezkiye, dine uymakla, sonra La ilahe illallah zikrini çok söylemekle, sonra Evliya bir zatın sohbetiyle ve kitaplarını, menkıbelerini okumakla olur. (İ. Ahlakı)
Bir başka husus da, dinin, imanın esası, Allahü teâlânın dostlarını sevmek ve sevmediklerini sevmemektir. Yani hakiki imana kavuşmak için, bu büyük zatları sevmek şarttır. İnsan, tanımadığı kimseleri sevemez. Evliya menkıbelerini okuyup, Allah dostlarını hatırlamak ve sevmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İmanın temeli, Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ.Ahmed]
Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Beclî de, Resulullahı rüyada gördü. En iyi amel nedir diye sordu. (Evliyanın yanında bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan Evliya bulamazsak deyince, (Diriyken de, ölüyken de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinet-ül Irakıyye)
A�k İle-Tasavvuf Musikisi www.dervisinfikri.com
22 Temmuz 2010 Perşembe
EYÜP ALEYHİSSELAMIN SABRI
Allahü teâlâ Eyüp aleyhisselâmı sabırla imtihân etmeyi murat eyledi. Eyüp aleyhisselâm, çok zengin iken, bütün malları çeşitli sebeplerle, yok oldu. Koyunlarını sel götürdü, ekinlerini rüzgâr telef etti. Velhâsıl elinde dünyalık birşey kalmadı.
Bundan sonra Allahü teâlâ Eyüp aleyhisselâmın bedenine bir hastalık verdi. Hastalığı gittikçe şiddetlendi. Yakınları, akrabâları, onu yalnız bırakmışlar, kimse yardım etmiyordu. Sadece sadâkatli, şefkatli hanımı Rahîme Hâtun onu terk etmemişti. Eyüp aleyhisselâm, hanımının yaptığı kulübede yedi yıl sıkıntı ve ızdırap içinde hâlinden hiç şikâyet etmeden yaşadı.
Bir gün Cebrâil aleyhisselâm gelerek, Allahü teâlânın; “Ey Eyüp! Belâ verdim sabrettin! Şimdi ben sana sıhhat ve nîmet vereceğim.” haberini getirdi. Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere Allahü teâlâ, “Ayağını yere vur! Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç!” buyurdu. Bunları yapan Eyüp aleyhisselâm, genç bir delikanlı hâline geldi. Cebrâil aleyhisselâm, kendisine güzel elbiseler giydirdi. Bu sırada hanımı geldi. Eyüp aleyhisselâmı kulübede göremeyince, çok şaşırdı. Eyüp aleyhisselâm sordu:
- Ey hanım! Kimi ararsın?
- Bir hastam vardı. İsmi Eyüp idi. Onu kaybettim, arıyorum. O benim can yoldaşımdı.
- O nasıl bir kimseydi?
- Sağlıklı iken aynen sana benzerdi.
- Ey Rahîme! O hasta olan Eyüp işte benim. Allahü teâlâ bana sıhhat verdi.
Sonra, şükredip ağlaştılar. Şehre dönerlerken, halk onları sevinçle karşıladı. Yıkık evlerinin yenilenmiş olduğunu ve daha önce elinden alınan mal ve çocuklarının geri verildiğini gördüler.
Elbette biraz da sabırdır beklemek,
O’ndan gelen her şeye sabır…
Ve beklemek her şeyin şükre durmasıdır sessizce,
Derin sessizlikteki yerini alırsın; soluduğun havaya, içtiğin suya, attığın adıma, kederi sevince döndüren dost eline…
Her şeye şükür Ya Rab…
"Rabbi inni meseniyeddurri"
Bu mubarek dua Eyüp Aleyhisselam'ın mubarek duasıdır.
Artık yaraları ağzının içini kaplayıpta dili dönmez olunca Allah'ım seni zikredemediğim için yaralarımın iyileşmesini istiyorum diye dua edince O'na bu dua öğretilmiştir...
Bu mubarek dua her akşam namazından sonra 33 defa çekilirse inşallah şifa arayanlar şifa bulur Allah'ın izniyle...
Bundan sonra Allahü teâlâ Eyüp aleyhisselâmın bedenine bir hastalık verdi. Hastalığı gittikçe şiddetlendi. Yakınları, akrabâları, onu yalnız bırakmışlar, kimse yardım etmiyordu. Sadece sadâkatli, şefkatli hanımı Rahîme Hâtun onu terk etmemişti. Eyüp aleyhisselâm, hanımının yaptığı kulübede yedi yıl sıkıntı ve ızdırap içinde hâlinden hiç şikâyet etmeden yaşadı.
Bir gün Cebrâil aleyhisselâm gelerek, Allahü teâlânın; “Ey Eyüp! Belâ verdim sabrettin! Şimdi ben sana sıhhat ve nîmet vereceğim.” haberini getirdi. Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere Allahü teâlâ, “Ayağını yere vur! Çıkan sudan gusleyle ve soğuğundan iç!” buyurdu. Bunları yapan Eyüp aleyhisselâm, genç bir delikanlı hâline geldi. Cebrâil aleyhisselâm, kendisine güzel elbiseler giydirdi. Bu sırada hanımı geldi. Eyüp aleyhisselâmı kulübede göremeyince, çok şaşırdı. Eyüp aleyhisselâm sordu:
- Ey hanım! Kimi ararsın?
- Bir hastam vardı. İsmi Eyüp idi. Onu kaybettim, arıyorum. O benim can yoldaşımdı.
- O nasıl bir kimseydi?
- Sağlıklı iken aynen sana benzerdi.
- Ey Rahîme! O hasta olan Eyüp işte benim. Allahü teâlâ bana sıhhat verdi.
Sonra, şükredip ağlaştılar. Şehre dönerlerken, halk onları sevinçle karşıladı. Yıkık evlerinin yenilenmiş olduğunu ve daha önce elinden alınan mal ve çocuklarının geri verildiğini gördüler.
Elbette biraz da sabırdır beklemek,
O’ndan gelen her şeye sabır…
Ve beklemek her şeyin şükre durmasıdır sessizce,
Derin sessizlikteki yerini alırsın; soluduğun havaya, içtiğin suya, attığın adıma, kederi sevince döndüren dost eline…
Her şeye şükür Ya Rab…
"Rabbi inni meseniyeddurri"
Bu mubarek dua Eyüp Aleyhisselam'ın mubarek duasıdır.
Artık yaraları ağzının içini kaplayıpta dili dönmez olunca Allah'ım seni zikredemediğim için yaralarımın iyileşmesini istiyorum diye dua edince O'na bu dua öğretilmiştir...
Bu mubarek dua her akşam namazından sonra 33 defa çekilirse inşallah şifa arayanlar şifa bulur Allah'ın izniyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



