tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2010 Pazartesi

11-17 Aralık Mevlana haftası

Mevlana
İlahi aşk a ulaştırmayan hiçbir sevgi gerçek değildir. Ve bir "son"a mahkumdur.
Mevlana'yı anlamak ve yaşamak ümidiyle..


Hz. Mevlana, yeni bir durumsayış ve yeni bir anlayış:

"Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı kidünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!"


Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım; yaşayış zaten acı.
Ne olurdu, sen olsaydın benden de, herkes kızsaydı bana.
Ne olurdu, seninle aram düzgün olsaydı da, bütün alemlerle aram açılsaydı, dünya yıkılıp yansaydı.
Sen beni sevdikten sonra malın mülkün değeri mi olur? Zaten toprak üstünde ne varsa hepsi de toprak olacaktır.
Alem O'nunla kaimdir ve O'nsuz olan hiçbir şey yoktur. O'nun rızası, rahmeti, bereketi ve tecellisi olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.



Hz. Mevlana'nın kendi bakış açılarını yansıttığı ve amaçlarını açıkladığı sözü:

"Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil."


Sen, değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin.
Ama ne yapayım ki kendi değerini blmiyorsun.
Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.



14 Ekim 2010 Perşembe

Tasavvuf ve kapıları

Öğrencilerinden biri Mevlana´ya sormuş;

"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.

Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve

hepsi rahlelerine eğilmiş.

Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.

Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir

tokatla Mevlana´nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş,
geri dönecek ama

hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa

kalkıp elini kaldırmış.

Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına

devam etmiş.

Öğrenci Mevlana´ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.

Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.

"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".
Onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.

Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir
dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.

İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.

Onun için dönüp bakmadı bile..."


26 Ağustos 2010 Perşembe

Nefsi Emmare Üzerine

Tasavvuf ilmine göre insanın manevi vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir. Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele eder.
Nefs; Yüce Yaratıcı`sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır. Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah`ın Celâl görüntüsüdür.

Ruh; Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güçtür. Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir. Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça yücelmektedir. Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk`ın Cemal görüntüsüdür.

İnsani nefs üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir… İnsani nefsin en alt mertebesi nefs-i emmaredir…
Kur`an-ı Kerim`de Hz. Yusuf a.s.`ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .
Nefs-i emmare kafirlerdeki ,müşriklerdeki ve münafıklardaki nefsin adıdır
Bu nefisden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah`ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” Buyrulmuştur…
Nefs-i emare ile cihadın iki yolu var…
Riyazet ve Mücahede.
Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefis ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefisimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefise, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.
`Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.` [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur`an-ı Kerim`de mealen, `Nefsine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz` buyruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi)
Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: `Hasislik, nefise uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.` [Taberani] `Akıllılık alameti, nefise hâkim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefise uyup, Allah`tan af ve merhamet beklemektir.` [Tirmizi]

Yarabbi korkunu sevgini kalbimizden eksik etme...Nefsine uyanlardan eyleme bizi...

ALINTI

SEMAZEN

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim adım dertli dolap


NarTube - Watch Video

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyam ne acıyım
Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevla'ya aşık oldum
Anın için inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Dolaba layık gördüler
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu imkan Hak'tan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün beni neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fani de kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim

23 Temmuz 2010 Cuma

Hakikatin Kafiri

Söylememen harcısı, söylemeğin hasıdır
Söylemeğin harcısı, gönüllerin pasıdır

Gönüllerin pasını ger sileyim der isen
Şol sözü söylegil kim, ol söz hülasasıdır

Kulil hak dedi Çalap, sözü doğru deyene
Bugün yalan söyleyen, yarın utanasıdır

Cümle yaradılmışa, bir göz ile bakmayan
Şer'in evliyasıysa hakikatte asidir

Şeriat haberini şerh ile eydem işit
Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır

Ol geminin tahtası ne denlu muhkem ise
Deniz mevci kati olucak uşanasıdır

Bundan içeru haber işit, edeyin ey yar
Hakikatin kafiri, şer'in evliyasıdır

Biz talib-i ilmiz, aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize, aşk hot medresesidir

Evliya safa nazar ideli günden beru
Hasıl oldu Yunus'a her ne kim olasıdır

YUNUS EMRE

Evliya Sevgisi

Sual: Evliya menkıbelerine çok yer vermek doğru mudur?

CEVAP

Ne kadar çok yer verilse o kadar iyidir, çünkü Evliya zatlar, her işinde İslamiyet’e uyarak, Allahü teâlânın rızasını kazanmış kimselerdir. Onların yaşayışı, bizim için en güzel örnektir. Yani onların menkıbelerini, İslamiyet’i nasıl yaşamak gerektiğini anlatmak için, nakletmek gerekir.

Eshab-ı kiramın ve Evliya zatların hayatlarını okumak, iyi huylu olmaya sebep olur. (Berika)

Lüzumundan fazla fıkıh bilgisi öğrenirken, Evliya zatların sözlerini ve hayatlarını öğrenmek müstehab olur. Bunları okumak, kalbde ihlâsı arttırır. (Hadika)

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

Çok çalışınca, çok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salih zatların hayat menkıbelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. Böyle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir. (İ. Ahlakı)

Sıbgatullah Arvasi hazretleri de buyuruyor ki:

Evliya menkıbelerini okumak, dinlemek Allah sevgisini artırır. Eshab-ı kiramın menkıbeleri, imanı kuvvetlendirir, günahları mahveder. (Evliyalar Ansiklopedisi)

Evliya zatların menkıbeleri okununca onlar hatırlanır ve günahlara kefaret olur. Onların hatırlanması Allahü teâlânın hatırlanmasına sebep olur. Dört hadis-i meali şöyledir:

(Salihleri [Evliya zatları] anmak günahlara kefarettir.) [Deylemi]

(Evliya görülünce, Allah hatırlanır.) [İbni Mace]

(Öyle zatlar vardır ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görülünce Allah hatırlanır.) [Taberani]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ben zikrolunduğum zaman Evliyam hatırlanır. Onlar zikrolununca da, ben hatırlanırım.”) [İ. Begavi-Mesabih]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Zikir, hatırlamak demektir. Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun ismini söylemekle veya çok sevdiği Evliya bir zatı görmekle olur. Evliyayı severek, inanarak görünce, muhakkak hatırlanacağı müjdelendi. Görmek, gözle olduğu gibi, Evliya zatın şeklini, suretini, kalbine, hayaline getirmekle de, görmüş gibi olup, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. (2/46)

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyuruyor ki:

Hasta yanında, Evliya, âlim ve salih zatların menkıbeleri ve sözleri konuşulmalı, bunlara sevgisi arttırılmalıdır. Evliya-yı kiramdan bahsetmek, rahmete sebep olur. (Sefer-i ahiret risalesi)

Nefsi tezkiye, dine uymakla, sonra La ilahe illallah zikrini çok söylemekle, sonra Evliya bir zatın sohbetiyle ve kitaplarını, menkıbelerini okumakla olur. (İ. Ahlakı)

Bir başka husus da, dinin, imanın esası, Allahü teâlânın dostlarını sevmek ve sevmediklerini sevmemektir. Yani hakiki imana kavuşmak için, bu büyük zatları sevmek şarttır. İnsan, tanımadığı kimseleri sevemez. Evliya menkıbelerini okuyup, Allah dostlarını hatırlamak ve sevmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(İmanın temeli, Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ.Ahmed]

Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Beclî de, Resulullahı rüyada gördü. En iyi amel nedir diye sordu. (Evliyanın yanında bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan Evliya bulamazsak deyince, (Diriyken de, ölüyken de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinet-ül Irakıyye)


A�k İle-Tasavvuf Musikisi www.dervisinfikri.com

22 Temmuz 2010 Perşembe

TASAVVUF OLMADAN OLMAZ MI?

Bu hususu İmam–ı Rabbânî Hazretleri 'Mektubât' adlı eserinde şöyle açıklar:

"Tasavvuf yoluna girmek, İslâmiyet'in inanılacak şeylerine îmanı kuvvetlendirmek içindir. Böylece kişinin îmanı, düşünerek anlamak zorluğundan kurtularak, görmüş gibi sağlam ve vicdânî olur ve derin bir îman hâsıl olur. Meselâ, Allah–u Teâlâ'nın varlığına ve bir olduğuna önce düşünerek veya başkalarından görerek inanan bir insana, tasavvuf yolunda ilerlemek nasip olunca, düşünerek ve işiterek olan îmanı; şimdi bularak, anlayarak hâsıl olur. ûŽmanı olgunlaşır. İnanılacak şeylerin hepsine de, böyle îman hâsıl olur.

Tasavvuf yoluna girmenin ikinci faydası, fıkıhta bildirilen vazîfeleri yapmakta kolaylık elde etmek ve nefs–i emmâreden ileri gelen güçlükleri yok etmektir. Bu fakir, iyi anladı ki, tasavvuf, İslâmiyet'in yardımcısıdır. İslâmiyet'ten başka bir şey değildir. Böyle olduğunu, mektû»blarımda, kitaplarımda açıkladım.

Sufilere göre insan bir âlem–i sağîr'dir, mikro kozmostur, zübde–i âlemdir. Akıl, bizi gizli güçlerimizi gerçekleştirmeye yönlendirir, hayatın temel amacını belirlememize yardım eder. Ancak varoluşsal sorunumuzu tek başına çözemez. O nedenle insan gerçek benliğe ulaşmalı, İnsan–ı Kâmil olmalıdır.

Ahsen–i Takvîm (yaratılmışların en güzeli) ile Esfel–i Sâfilin (aşağıların en aşağısı) arasında gidip gelen insan, hem bir mükemmellik imgesi barındırır, hem de kopuşla birlikte başlayabilecek bir bozulmaya meyillidir.
İnsan, eğer varoluşsal problemini çözmek için, ebedi olanı arar ve kendini aşmak isterse bilincini kurgu, yalan ve idollerden; kalbini de hırs, kıskançlık ve öfkeden temizlemelidir ki Ahsen–i Takvîm'e ulaşabilsin. (3)
Tasavvufta ruhsal gelişimin ilerleme aşamalarını temsil eden makamlar vardır. Her aşama kişiliğin daha mükemmel bir seviyeye dönüşmesine katkıda bulunur. İnsan gelişiminin yedi aşaması ve eşlik eden kişilik
gelişim düzeyleri şu şekildedir (4 )

Tevbe: Nefs–i Emmâre
Verâ: Nefs–i Levvâme
Zühd: Nefs–i Mülhime
Fakr: Nefs–i Mutmainne
Sabr: Nefs–i Râziyye
Tevekkül: Nefs–i Marziyye
Rızâ: Nefs–i Kâmile

24 Haziran 2010 Perşembe


Bir kutlu yolculuğun adıdır tasavvuf. İnsanın kendi dünyasını keşfe çıktığı, Yunus’un deyişiyle “kendini bilmek “ilminin adıdır tasavvuf. Hilkatin safiyetine sığınıp rahmet ummanına bir katre olup düşebilmenin çabasıdır.

Yaradan insanı en güzel surette yaratmıştır ve hükmettiği dinle bu güzel suretin öyle pırıl pırıl kalabilmesinin imkanlarını vazetmiştir. Bir özgürlük mücadelesinin adıdır tasavvuf ki, nefsinin kuşatmasından, şeytanın vesvesesinden, şehvetin girdabından kurtulup ahseni takvim suretine yönelişinin kutlu bir muhasebesidir.

İnsan Dağların taşların kabul etmediği bir emaneti yüklenip, dünya imtihan sahnesine çıktığında, fıtratın ilahi sesine kulak verip Kur’an ışığında kalbiyle düşünerek “ey mutmain olmuş nefs, iyi kullarımın arasına gir; cennetime gir” muştusuna koşmanın gayretidir. “Kalpler ancak Alah’ı anmakla tatmin olur” ulvi emir ışığında zikirle arınarak gönül aydınlığında huzura koşmaktır

Bu yolun imamları, Kur’an ve sünnetten bir ışık demetleyerek; ilimle yoğrulup, edep ve sabırla kavrulup, Rahmetullah’a akan birer ırmak yolları döşemişlerdir ki, Beşer olarak insan düştüğü bu yolda hikmetin aydınlığında nuru Muhammed’e dünya dikenlerine batmadan ulaşabilsin. Damarlarımıza zikrullahı zerkederek. gönlümüzü ağırlığından, metalığından, dünyeviliğinden sıyırıp “hiçbir yere sığmayan Yaradan’ın sığacağı” bir makama çevirmenin ulviliğidir tasavvuf.

“ Mümin olduk demeyin islam olduk deyin” buyurur Rabbül Alemin. İmanın ve islamın şartların kabul ederek hepimiz islamız şükürler olsun ve müslüman olarak teslim olmaktan mümin olmaya uzanan yolda sığındığımız kalkanın adıdır tasavvuf. S.Nakip Attas’ın deyişiyle “şeriatın, İhsan makamında uygulanmasıdır” ilahi buyrukları nefsin üzerine hakim kılıp Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etme bilincine ermenin adıdır tasavvuf.

Ruhlar yaradılınca, dünya alemine çıkmadan bir araya toplanarak, Rableriyle yaptıkları sözleşmeye vücut bulduktan sonra vefa gösterebilmesi için, manevi sezgi kanallarının açık tutulabilmenin gayretiyle her an hatırlamanın ve ulvi kalmanın ve yüzü her zaman hakikatine dönük olmanın çabasıdır tasavvuf. Kıldan ince, kılıçtan keskin bir yolda azimle, sabırla, zühtle, takvayla, teslimiyetle yoğrularak “hamdım, piştim....”düstüruna ermenin mutluluğudur tasavvuf.

ALINTIDIR...

22 Haziran 2010 Salı

ANILMASI GÜZEL OLAN SÖZ OLMAYA BAK

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti

Hayatımıza Uygulamak Temennisiyle…

“Ben size, gizli ve aleni, Allah’dan korkmanızı, az yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, günahlardan çekinmenizi, oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmenizi, daima şehvetten kaçınmanızı, halkın eziyet ve cefasına dayanmanızı avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak bulunmanızı, kerem sahibi olan salih kimselerle beraber olmanızı vasiyet ederim. Hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır. Hamd, yalnız tek olan Allah’a mahsustur. Tevhid ehline selam olsun.