yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2010 Pazartesi

11-17 Aralık Mevlana haftası

Mevlana
İlahi aşk a ulaştırmayan hiçbir sevgi gerçek değildir. Ve bir "son"a mahkumdur.
Mevlana'yı anlamak ve yaşamak ümidiyle..


Hz. Mevlana, yeni bir durumsayış ve yeni bir anlayış:

"Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı kidünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!"


Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım; yaşayış zaten acı.
Ne olurdu, sen olsaydın benden de, herkes kızsaydı bana.
Ne olurdu, seninle aram düzgün olsaydı da, bütün alemlerle aram açılsaydı, dünya yıkılıp yansaydı.
Sen beni sevdikten sonra malın mülkün değeri mi olur? Zaten toprak üstünde ne varsa hepsi de toprak olacaktır.
Alem O'nunla kaimdir ve O'nsuz olan hiçbir şey yoktur. O'nun rızası, rahmeti, bereketi ve tecellisi olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.



Hz. Mevlana'nın kendi bakış açılarını yansıttığı ve amaçlarını açıkladığı sözü:

"Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil."


Sen, değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin.
Ama ne yapayım ki kendi değerini blmiyorsun.
Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.



27 Kasım 2010 Cumartesi

İŞTE KERAMET

Hüdayi Hazretleri bir gün saraydadır.
Feyzli bir sohbetin ardından namaz vakti girer.
Mübarek taze bir abdest almaya niyetlenirler.
Sultan Ahmet koşar ibrik getirir.
Şehzadeler seccadeleri sererler.
Valide Sultan kafes arkasında peşkir hazırlar.
Kadıncağız kalbinden “Ah” der, “Ah mübareğin bir kerametini göreydim.”
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine malum olur.
“Hayret!” buyururlar, “Bazıları hâlâ keramet görmek istiyor.
Koca Halife-i rûy-i zemin bizim gibi bir garibe ibrik tutsunlar,
muhterem anneleri peşkir hazırlasınlar.
Bundan âlâ keramet mi olur.”

2 Kasım 2010 Salı

Ağrıyan göz

Bir zaman Cüneyd-i Bağdâdî'nin gözlerinde ağrı meydana geldi. Tabib çağırdılar, gelen tabib, hıristiyan idi. Muâyene edip;

"Gözlerinize su değdirmeyeceksiniz." dedi.

Cüneyd-i Bağdâdî;

"Su değdirmesem nasıl abdest alırım?" deyince, tabib;

"Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz." dedi.

Cüneyd-i Bağdâdî abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra bir mikdâr uyudu. Uyandığında gözlerinde hiç ağrı kalmamıştı. O anda duyduğu ses;

"Yâ Cüneyd! Sen bizim için gözlerini fedâ ettiğin için, biz de senden o ağrıyı aldık." diyordu.

Bir zaman sonra hıristiyan tabib tekrar geldi. Baktı ki gözleri tamâmen iyi olmuş. Hayret edip;

"Nasıl yaptın da iyi oldu?" dedi.

Cüneyd-i Bağdâdî olanları anlatınca, Cüneyd-i Bağdâdî'nin elini öpüp îmân etti ve;

"Esas ağrıyan göz sizinki değil benim gözlerim imiş. Hakikatleri göremiyen ben imişim" dedi.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Üçlü filtre testi

Sokrates, saygıdeğer bir düşünür olarak Eski Yunanda hatırı sayılır bir ün yapmıştı. Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki: Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?

Bir dakika bekle. diye cevap verdi Sokrates: Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna 3lü Filtre Testi deniyor.

Üçlü Filtre mi?

Doğru diye devam etti Sokrates;

Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup; söyleyeceğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir. Bu, ona üç filtre testi dememin sebebi. Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

Hayır dedi adam, Aslında bunu sadece duydum ve...

Tamam dedi Sokrates;

Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi 2. filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?

Hayır, tam tersi dedi adam.

Öyleyse diye devam etti Sokrates; Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

Hayır gerçekten yaramaz. dedi adam.

İyi diye tamamladı Sokrates. Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?

Hiç kimse hakkında başı boş konuşup boşuna günaha girmememiz, gıybet edilen ortamlarda da bulunmamamız gerekiyor.

14 Ekim 2010 Perşembe

Tasavvuf ve kapıları

Öğrencilerinden biri Mevlana´ya sormuş;

"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.

Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"

"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve

hepsi rahlelerine eğilmiş.

Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.

Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir

tokatla Mevlana´nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş,
geri dönecek ama

hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa

kalkıp elini kaldırmış.

Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına

devam etmiş.

Öğrenci Mevlana´ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.

Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.

"Sana kötülük yapana bile iyilik yap".
Onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.

Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir
dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.

İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.

Onun için dönüp bakmadı bile..."


11 Ekim 2010 Pazartesi

Kalbin,kalbe secdesi

Bir hakikat talibi irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde rüyasında “kalbini secde ederken” görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş beklemiş beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş.
Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği güvendiği zat varsa huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar.
Derken içlerinden biri “Filan şehirde bir zat var onun yanına git belki o sana yardımcı olur” diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş:
— “Efendim!” demiş “Kalp secde eder mi?”
Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş:
— “Elbette eder; hem de ebediyete kadar!”
Bu cevap üzerine Şeyh efendinin düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış.

Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz.
İstediğinizi eyleyebilmek için istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız..
İrade ve kudret bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü.
İstek gücü güç ise eylemi meydana getirir.
'İbadet' de —tıpkı 'âdet' gibi— bir nevi tekrardır. Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce “el yıkamak” ile namazlardan önce “abdest almak” arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir?
Eskiler 'ibadet' ile 'âdet'i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: 'niyet'.
Yani eyleme bir şuurun bir bilincin eşlik etmesi.
İbadet'i âdet'ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak tekrarlanan o eylem 'ibadet' vasfını kazanır.
Niyete hareket hareket değildir; meyldir sadece temayüldür. Hareketin anlamı hareketin kendisinde değil harekete geçiren sebepte yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz.
Bir eyleme anlam verebiliyorsak bu o eylemin amacını yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzdandır. Kestiremeseydik anlam da veremezdik.
Bâyezid-i Bistamî “Yıllarca durmadan usanmadan insanları Allah'a davet ettim” demiş; “nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim hepsi beni geçmiş!”

Kalbin secdesi “âzaların secdesi” gibi değildir. İnsanın âzaları yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider?
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün bir daha kalkmaz kalkmayı istemez beceremez de zaten.
Ey talib asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım kalbin hiç secde ediyor mu?
“Nedir secde?” diye soruyorsun.
Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır hiçleşmektir. Hiçleşmek ise aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa!
Sen bu secdenin izini alınlarda değil kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan hiç tereddüt etme yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir.
O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin!

6 Ekim 2010 Çarşamba

Öyle bir hayat sür ki!

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

1- Öyle hayat sür ki, kimse senin yüzünden Cehenneme girmesin.

2- Yanına kim üzülerek gelirse, o kimse yanından, neşeyle gülerek çıksın.

Nasıl ki, elektrik kabloyla, su boruyla nakledilirse, feyz ve nur da kalbden kalbe nakledilir. Bunların nakil vasıtası muhabbettir. Bu nurlar her yere yayılmaktadır. Bundan istifade etmenin iki şartı vardır:

1- İnanmak,

2- Sevmek. Bu sevgide, sevilenin sevdikleri sevilir, sevmedikleri sevilmez.

Büyüklerin hayatını okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır, yerine Allah sevgisi ve Evliya sevgisi dolar, insanın ihlâsı artar.

İnsanın, bir yolculuktan dönüşte kârı, yaptığı ibadetler, hayır ve hasenatlar, yani Allah için yaptıklarıdır. Gerisi hayal oldu! Dünya yolculuğunun neticesi de, buna benzer; kârı Cennettir. Zararından Allahü teâlâ korusun!

Allah için mevki makam sahibi olmak, zengin olmak kıymetlidir. Bunlarla dinimize hizmet etmek, insanlara yardımcı olmak kolay olur.

Allahü teâlânın kanunları vardır. Fizik kanunları, tabiat kanunları diye bilinenler, Onun yarattığı ve eşya içine gizledikleridir. İnsanlar bunları araştırırlar, keşfederler ve istifade ederler; ama Onun emir ve yasakları da vardır ki, bunları Kur’an-ı kerimde bildirmiştir. İnsanların huzurlu olmaları, ancak ona uymakla mümkündür. Bunlar, araştırmakla, ele geçmez. Bunun için İslam âlimleri, (Bütün güzellikler ve iyilikler İslamiyet’in içindedir, dışında hiç bir güzellik yoktur ve olamaz) buyuruyorlar.

Umumi bela, Resulullah efendimizin bulunduğu yere gelmediği gibi, vârislerinin bulunduğu toplumlara da gelmez.

Ahir zamanda İslam’ın iki şiarı kalır:

1- Erkeğin namazı,

2- Kadının örtüsü.

Bu büyük zatları seven, imansız gitmez. Onların sevdikleri de, imansız gitmez.

Tasavvuftan maksat, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu anlamaktır.

Büyükler, maddi olsun, manevi olsun, verdiği şeyi geri almazlar.

Bir yere gidildiği zaman, ilk olarak Allahü teâlânın evi olan camileri ziyaret etmek sünnettir. Allahü teala da, misafirine güzel ikram eder.

Bir kul, iyiliği kırık kalble yaparsa, cenab-ı Hak indinde o amel makbul olur.

Büyüklerin belki demeleri, muhakkak, kesin anlamındadır.

Bir kimse, kendi başına, İslamiyet’in bütün emirlerini yapsa, kurtulma ihtimali vardır; fakat bir kimse, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğe tâbi olsa, onu sevse, kurtulmama ihtimali yoktur.

24 Eylül 2010 Cuma

19 Eylül 2010 Pazar

Takva nedir?

Takva , 
korkma, 
sakınma, 
Allah korkusuyla günahlardan korunmak demektir. 
Muttaki, 
takva üzere yaşayan mü’min demek olur.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir. Bunların terk edilmeleri de takvadandır. Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini gözeterek o fiilleri terk etmektir. Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yeteri kadar istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.


Allah Resûlü (asm.)
“Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Şüpheliden sakınanlarla haram arasına bir tampon bölge girmiş oluyor.


Kur’an-ı Kerimden bir takva dersi:


“...Yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının.”
(Bakara Sûresi, 2/14) Tefsir alimlerimiz, bu âyet-i kerimede sözü edilen taşların, putlar olduğunu söylerler. Bu âyet-i kerimede yakıtı taşlar olan bir cehennemin dehşeti yanında, mümini ürperten bir başka tehdit daha vardır. O da putlarla beraber yanma, aynı mekânda birlikte bulunma, onların tâbi olduğu muameleye maruz kalma zilletidir.

Takva ve salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Salih amel ile manevi kârlar elde edilir. Takva ile de bu kâr korunur ve zararlardan uzak kalınır. Zarar yollarını kapamayan bir insan, kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasa çıkar.


İflasla ilgili şu hadis-i şerif çok ürkütücü ve korkutucudur:


“Ümmetimden müflis o kişidir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ameller ile gelir. Buna karşılık ona buna sövmüş, iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini de dövmüştür. Ahirette bu iyilikleri hak sahiplerine dağıtılır. İyilikleri yetmeyip bittiği zaman da hak sahiplerinin günahlarından bir kısmı alınıp kendisine yüklenir ve cehenneme atılır.”


Takvanın üç mertebesi vardır:

1. Şirkten takva:
İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.

2. Masiyetten takva:
Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.

3. Masivadan takva:
Kalbini, Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmak.

17 Eylül 2010 Cuma

Hayırlı Cumalar


Ya RABBİ...!
Huzuruna ulaşan ve en güzeliyle kabul ettiğin dualar hürmetine; şu aciz şu biçare şu günahkar dillerinde Sana yönelttiği duaları kabul buyur en güzeliyle.

Ya RABBİ...!
Huzuruna gelecek yüzümüz yok biliyoruz. Huzurunda yüzümüz karadan daha kara. Günahlar isyanlar maddiyat bizleri sarmakta. Huzuruna geldik olmayan yüzümüzle.
Senden af diliyor af dileniyoruz ya RABBİ...!

Eğer Sen bizleri affedersen ki; bu Senin şanındandır şerefindendir.
Çünkü Sen Rahman ( Yarattığı bütün canlılara nimet veren )'sın.
Çünkü Sen Rahim ( Acıyıcı )'sin.
Çünkü Sen Settar ( Kullarının günahlarını çok örten onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan )'sın.
Çünkü Sen Gaffar ( Günahları tekrar tekrar çokça bağışlayan ) 'sın!

Rahmetin inayetin şefkatin bizlere ulaşırsa eğer; biz biz oluruz. Biz mesud oluruz. Biz kul oluruz.
Bütün acziyetimizle bütün kusurumuzla bütün niyazlarımızla bütün dualarımızla kapındayız kulunuz köleniz. Diliyoruz rahmetini dileniyoruz.!

Ya RABBİ...!
Ne olur kabul eyle kulluğuna
Ne olur boş çevirme bu aciz dillerin dualarını
Ne olur bizlere rahmetinle merhametinle inayetinle şefkatinle muamele eyle...!

... AMİN ...


30 Ağustos 2010 Pazartesi

dünya hayatı


"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir" (Enam, 6/32)

"Biz göğü,yeri ve aralarında olan varlıkları oyuncak olsun diye yaratmadık"
(Enbiya,21/16)

Önemli olan!



 


 "Herkes bedeninin ölümünü düşünüyor.
Kalbinin ölümünü düşünen yok!
Asıl önemli olan kalbin ölmesidir."

Hz.Mevlana



"Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini,
sevabını umarak ibadetle geçiren kimsenin kalbi,
kalplerin öldüğü gün ölmez."

(Hadis-i Şerif)


26 Ağustos 2010 Perşembe

Nefsi Emmare Üzerine

Tasavvuf ilmine göre insanın manevi vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir. Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele eder.
Nefs; Yüce Yaratıcı`sını tanımayan, nankör, kendi varlığını herşeyin üstünde tutan hep kötülüklere çalışan tutumuyla yanılgıların kaynağıdır. Nefs, yaratılışın negatif kutbunun temsilcisi ve Cenâbı Allah`ın Celâl görüntüsüdür.

Ruh; Benliğe güzel ve iyi sıfatların kazanılması için, ona gerçekleri hissettiren ilâhî bir güçtür. Dünyadaki görevini nefsle birlikte sürdürmektedir. Nefs; ruh ceryanını hissettikçe, onunla ilgisi arttıkça yücelmektedir. Ruh, yaratılışın pozitif kutbu ve Cenâbı Hakk`ın Cemal görüntüsüdür.

İnsani nefs üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir… İnsani nefsin en alt mertebesi nefs-i emmaredir…
Kur`an-ı Kerim`de Hz. Yusuf a.s.`ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .
Nefs-i emmare kafirlerdeki ,müşriklerdeki ve münafıklardaki nefsin adıdır
Bu nefisden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah`ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” Buyrulmuştur…
Nefs-i emare ile cihadın iki yolu var…
Riyazet ve Mücahede.
Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefis ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefisimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefise, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.
`Cenab-ı Haktan korkup, nefsini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.` [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur`an-ı Kerim`de mealen, `Nefsine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz` buyruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi)
Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: `Hasislik, nefise uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.` [Taberani] `Akıllılık alameti, nefise hâkim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefise uyup, Allah`tan af ve merhamet beklemektir.` [Tirmizi]

Yarabbi korkunu sevgini kalbimizden eksik etme...Nefsine uyanlardan eyleme bizi...

ALINTI

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Riyakarlık halleri

Hz. Ali r.a. şöyle der:
Riyakârlar şöyledir:
Tek başına kaldığı zaman tembellik eder,
ibadette gevşeklik gösterir ve nafile namazları oturarak kılar.
İnsanlarla beraber olduğu zaman tekrar canlanır,
canla başla amel eder.
Biri kendisini methettiğinde daha fazla amel ve ibadet eder.
Yerdiğinde ise amellerini azaltır.

24 Ağustos 2010 Salı

ELİF OLMAK


Elif olmak zordur

Çünkü elif olmak

Yuvarlak bir dünyada dik durmanın

Dik ve önde

Belki acıyla

Ama vazgeçmeden durmanın

Dünya ne kadar dönerse dönsün

Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak

Kaç silah varsa elife çevrilir

Elif hep olduğu yerdedir

Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir

Zordur elif olmak

Elif olmak hep vurulmaktır

Elif olmak yalnızca elif olmaktır

Ne B, ne T, ne S

Elif

Yalnızca elif

Elif demeden hiçbir şey denilemez

Ben elif dedim

Artık her şeyi söyleyebilirim

Mevlana İDRİS


23 Ağustos 2010 Pazartesi

Umut çocukları okulda Kampanyası


24 Ağustos 1999 Günlerden Salı
Marmara depreminden 7 gün sonra...

Enkazın altından iki kişi sağ çıkartıldı. Bunlardan birisi 155 saat sonra Yalova /Çınarcık'ta kurtarıldı. Kurtarılan erkek çocuk 5 kilo kaybetmiş, susuzluktan dili kurumuştu. Ailecek altı katlı bir binanın  giriş katında oturuyorlardı. Babası ve üç ablası depremde öldü.

O çocuk, yani İsmail ÇİMEN bugün nerede ne yapıyor dersiniz? İsmail gibi depremin yıkıntıları arasına doğan pek çok çocuğumuz bugün ne yapıyor? Nerede hangi imkanlarla yaşıyorlar, Okula gidiyorlar mı? Bir ihtiyaçları var mı? Deprem yaralarını ne kadar sarabildiler?

DEPREM ÇİÇEKLERİ UMUDA AÇSIN!
1 Milyon Kalem'de yeni bir kampanyaya daha başlıyor.
Bir milyonkalem olarak, Yeşilovacık, Dursunbey, Tokat, Ulupamir, Adıyaman derken bu sonbaharda Yalova Çınarcık'taki çocuklarımızın tuttuğu kalem, yazdığı defter olmak için hazırlanıyoruz.

Onlar bizden okul çantası istiyorlar. Çizgili ve kareli defterler. Kırmızı ve kurşun kalem. Kalemkutusu. Düş dünyalarını resimlemek için renk renk boyalar istiyorlar. Bu sese kulak verin, bir milyonkalem kampanyasına siz de destekte bulunun. Bloglarınızda banner ve kampanya linklerimizi vererek katkıda bulunun.

Göndermek istediğiniz kalem, defter, silgi, boya kalemi, kalem kutusu vb. hediyelerinizi:

Çınarcık İlköğretim Okulu
Halit Kılıç (Okul Müdür Yardımcısı)
Hasan Baba Yolu - Çınarcık - Yalova

Nakdi yardımlar için:

Yalova / Çınarcık Ziraat Bankası

Çınarcık ilköğretim okulu
Okul aile birliği hesabı

560-9858-5002

adresine  yollayabilirsiniz. Gönderilerinizi takip edebilmemiz için, lütfen   birmilyonkalem@gmail.com adresine e-posta ile bilgi veriniz. Lütfen gönderilerinizin üzerine  "Birmilyonkalem Umut Çiçekleri Okulda" kampanyası notunu eklemeyi unutmayınız. Çocuk gülücüklerinde yer bulmak umuduyla.

1MK
1milyonkalem sitesi editörleri adına
Erkan BAL   & A. Şebnem SOYSAL
Site Admini       Genel Koordinatör

Not: Gönderiler direkt okul müdürlüğüne yapılmalıdır. Bir milyonkalem sitesi bütün kampanyalarında olduğu gibi asla yardımları kendisi kabul etmez. Bu konuda okul müdürlüğü dışında herhangi bir yere gönderimde bulunmayınız.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Benim adım dertli dolap


NarTube - Watch Video

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Derdim vardır inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyam ne acıyım
Ben Mevla'ya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevla'ya aşık oldum
Anın için inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım kırdılar
Dolaba layık gördüler
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu imkan Hak'tan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün beni neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fani de kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim

Bu aşk bir bahri ummandır

Demedim mi?

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Ramazan ayı hakkında

Bismillahirrahmânirrahîm

“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. (Kadir, 1-5 )

“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” ( Bakara, 185)

“Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” ( Bakara, 184)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”. ( Bakara,183)

Size Ramazan ayi geldi. O bereket ayidir. O ayda tam hayir vardir ve Allah sizi gasyeder. Rahmetini inzal eder, hatalari siler, dualari kabul eder. Sizin ragbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun icin Allah'a kendi tarafinizdan hayir odeyin (Cok hayir yaparak Ramazanin hakkini verin). Zira saki, o ayda Allah'in Rahmetinden mahrum kalan kimsedir.
Ravi: Hz. Ubade (r.a.)

Size Ramazan ayi geldi. O mubarek bir aydir. Allah size Ramazan ayi orucunu farz kildi. O ayda gok (rahmet) kapilari acilir, Cehennem kapilari kapanir ve azili seytanlar baglanir. O ayda bir gece vardir ki bin aydan daha hayirlidir. Kim o gecenin hayrindan mahrum kalmissa, o kimse hakikaten (butun hayirlardan) mahrum kalmistir.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Ramazan ayi girdiginde Allah teala arsi tasiyan meleklere, tesbihten ellerini cekip Muhammed (s.a.s.) ummetine ve mu'minlere istigfarda bulunmalarini emreder.
Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Hac, kendi ile evvelkisi arasina, Ramazan da evvelki ile arasina, Cuma da evvelki ile kendi arasina kefarettir. (Gunahi da anadan dogma temiz olur)
Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.)

Ramazan ayi geldiginde Cennet kapilari acilir, Cehennem kapilari kapatilir, seytanlar da baglanir. Bir munadi Ramazan bitinceye kadar soyle nida eder: "Ey hayra talib olan kos, Ey serri istiyen, azalt (terk et)."
Ravi: Hz. Utbe Ibni Abd (r.a.)

Ramazanda on gun itikaf etmek (son 10 gunu ibadetle mesgul olmak), nafile iki hac ve iki umre gibidir.
Ravi: Hz. Huseyin (r.a.)

Ramazanda Cennet kapilari acilir. Cehennem kapilari kapanir. Seytanlar baglanir ve her gece bir munadi soyle nida eder: "Ey hayir sahibi, hayrini yap. Ve ey ser sahibi, biraz geri dur."
Ravi: Hz. Ukbe Ibni Ferkad (r.a.)

Size mubarek Ramazan ayi geldi. Niyetinizi takdim edin ve nafakanizi da genis edin. (Ibadet ve oruc icin)
Ravi: Hz Ibni Mes'ud (r.anhuma)

Ramazanda Allah'i zikreden magfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez.
Ravi: Hz. Cabir (r.a.)

Allah (z.c.hz.) Ramazanin her gecesi iftar zamaninda bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder. Cuma'nin her saatinde de, hepsi cehennemlik olan yine bir milyon kisiyi Cehennemden azad eder.
Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Bir kimse hac ve umre etse de ayni sene icinde olse, Cennete girer. Kim Ramazan orucunu tutsa sonra olse Cennete girer.
Ravi: Hz. Ebu Said (r.a.)

Bir kimse Ramazan orucunu inanarak ve sevabini umarak tutarsa, gecmis gunahlari magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Bir kimse Ramazan orucunu tutar ve ona ilaveten Sevval'den alti gun tutarsa, butun seneyi oruc tutmus gibi olur.
Ravi: Hz. Ebu Eyyub (r.a.)

Dort geceyi ihya edene Cennet vacib olur: Arefe'den bir evvelki (terviye) gecesi, arefe gecesi, kurban bayrami gecesi, Ramazan bayrami gecesi.
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)

Bir kimse Ramazan da inanarak ve sevabini umarak Kiyamul-leyl (teravih namazi) kilsa gecmis gunahi magfiret olur.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

"Ramazan" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan Allah'in isimlerinden bir isimdir. Lakin “Ramazan ayi” deyin.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)