22 Kasım 2013 Cuma
21 Kasım 2013 Perşembe
yalan rüzgarı
21 kasım 2013
Yalan Rüzgarı
Hiçbir zaman gerçeklerle buluşmadık!
Birçok engel önümüze çıkarıldı!
Laikliğin ölmez savunucuları MEDYADA başköşeleri tutup mangalda kül bırakmazken koskoca halk kandırılıyordu!
MEDYA bu nedenle vardı zaten! BÜYÜK YALANLARI kılıfına uydurup kadifelere sarılmış manşetlerle rotayı saptırmak için!
Darbelerin, cuntaların, ekonomik krizlerin arkasındaki rollerine girecek değilim!
Yazıldı, çizildi!
Hoş daha asıl görevleri ortaya çıkmış değil...
Ama DERİN UYKUYU hiç fark etmedik!
Devletin ayağını bağlayan, özgürlüğü bitiren, istikametini şaşırtan tarihi gerçeklerle yüzleşmek yerine medya yalanlarıyla yıllarımızı geçirdik!
Bu nedenle Türkiye gibi ÖZEL ülkelerde herkes gazete-televizyon patronu olamazdı! Paran da olsa olamazdı! DOLARIN geçmediği ender alanlardan biriydi MEDYA!
Sinemayla, diziyle, modayla, MTV ile, albümlerle, kılık-kıyafetle, Bugün Ne Giysem'le, paparazzi flaşlarıyla oyalanırken gerçek fotoğrafı hiç göstermediler!
Okullarda çocuklarımıza PARA öğretilmedi!
Paranın nelere kadir olduğu, her kapıyı nasıl açtığı, iktidarların nasıl düşürüldüğü hiç anlatılmadı! Parayla ilişkimiz DOLAR çıkacak mı, EURO fırlayacak mı, borsa çökecek mi çerçevesinde kaldı! Koca koca profesörler de ekranlardan sadece bunları aktardı!
Banker NOTU demek olan BANKNOT'un ne anlama geldiği pas geçildi!
Mesela Fransız DEVRİMİ bir MASON ihtilaliydi! SARAYA MAHKUM edilen Museviler BANKER olarak önce Avrupa'ya, ardından dünyaya yayıldı! Saraya yerleşen Museviler parayı yönetmekle ünlüydü! Dışa açılım gerçekleşince dünya ellerinde oyuncak oldu!
Goldschmidt, Oppenheimer, Seligmann gibi çok önemli hanedanlarının kurduğu finans imparatorlukları bu dönemde doğdu. Bu finans imparatorluklarının en ünlüsü ve kuşkusuz en önemlisi ise Rothschildler'di... Ve bu aileler Osmanlı'yı BORÇ vererek çöktüren ailelerdi!
Bunların ortaya çıkmasıyla İMPARATORLUKLAR çöktü! Herkes yeni bir dönemin başladığını düşündü! Elbette yeni bir dönem başlıyordu! Artık SARAYLARDA krallar, kraliçeler oturmuyor, BARONLAR yani bu ailelerin mensupları oturuyordu! Ve oturdukları yerlerin bizim oturduğumuz yerlerle hiçbir ilgisi yoktu! Bizim saraylarımızı aratmayacak zenginlikte yerlerdi!
Merak edenler araştırsın!
Waddesdon, Halton, Mentmore, De Haar, Ferrieres ŞATOLARINA baksın!
Dünyayı yönetmek için savaşların, krizlerin ölümlerin, felaketlerin arkasında kimlerin olduğunu çok rahat görebilirler!
Ama MEDYA bunların elinde olduğu için göremedik! Film şirketleri bunların parasıyla döndüğü için gerçekle buluşamadık!
Rothschild ailesinin ARMASIYLA İngiliz Kraliyet ailesinin ARMASININ neredeyse birebir benzediğini gözden kaçırdık!
Neyse; bizler Hollywood yıldızlarının kimlerle çıktığını, bizim starlarımızın nerede nasıl eğlendiğiyle ilgilenip derin uykuda olmaya devam edelim... Bakın!
Arasıra İngiltere Kraliçesi bazı TÜRKLER'e nişan verir! Hele bazılarını hiç tanımayız!
Kimdir bilmeyiz! Nasıl bir önemi vardır anlamayız! Ama verirler!
Doğan Tugay, Teoman Sırrı, İbrahim Dellal, Hüseyin Çağlayan, Sükan Alkın, Fatih Yegül, Burhan Ali Aydar...
Ben bu isimleri hiç tanımam! Ama Kraliçe tanıyor ki ödüle, nişana layık görüyor!
Bunların dışında çok önemli iş adamlarımız vardır ÖDÜL alan!
Hatta geçtiğimiz aylarda çok önemli bir BANKANIN başındaki HANIMEFENDİ
Britanya İmparatorluğu Onursal Mükemmeliyet Önderliği (Commander of the Most Excellent Order of the British Empire) ödülüne layık görüldü!
Ne yaptı da bu ödülü aldı bilemiyorum! İngiltere'yi ilgilendiren ne yapmak gerekiyor bu ödülü almak için, onu da bilmiyorum!
Ama birileri bizim bilmediğimiz hizmetleri yapıyor ve karışlığını Londra'dan alıyordu!
Hanımefendi'nin NİŞAN töreninde konuşan İngiliz Büyükelçi "Birleşik Krallık ve Türkiye ilişkilerine sıra dışı bir kişisel katkı sundu" diyordu!
İşte benim de sizler gibi gözden kaçırdığım ayrıntı buydu! SIRADIŞI katkıları bizler göremiyor ve atlıyorduk! Çünkü bankanın bir ortağı vardı, o da AMERİKA'da çok büyük bankalardan biriydi!
Amerikan ortağı olan bir bankanın tepesindeki isme neden KRALİÇE ödül veriyordu!
Arada nasıl bir ilişki vardı?
Atladığımız ayrıntı neydi?
Hep yazdığım gibi Londra, New York ile Tel Aviv arasında köprüydü! Merkez Buckingham Sarayı'ydı! BARONLAR sayesinde Avrupa'yı da içine alan bir AĞ vardı!
Bizler O Ses Türkiye'yi izlerken gerçek SESİ kaçırıyorduk!
O ses gerçekte Türk değildi!
Hiç de olmadı zaten!
NOT: Bir dostum dün mesaj atıp Lozan'a gayrı resmi bir şekilde katılan HAHAM Haim Nahum'la ilgili ilginç iddialarda bulundu: O, Theodor Herzl'in ekibindendi! Lozan tercümanlarının yemeklerine müshil ve ateş kapsülleri koydu! Adam yokluğu bahanesiyle kendisini tercüman kabul ettirdi. Celselere katıldı.
Hem sırların dışarıya sızmasını sağladı, hem de İngiliz himayesinde İsrail'in kurulmasını temin etti.
Rıza Nur itiraz etti ama nafile, başkaca dil bilen adam yoktu... Düşünün bakalım! Ya doğruysa!
— Basri Altunsoy ile birlikte.Yalan Rüzgarı
Hiçbir zaman gerçeklerle buluşmadık!
Birçok engel önümüze çıkarıldı!
Laikliğin ölmez savunucuları MEDYADA başköşeleri tutup mangalda kül bırakmazken koskoca halk kandırılıyordu!
MEDYA bu nedenle vardı zaten! BÜYÜK YALANLARI kılıfına uydurup kadifelere sarılmış manşetlerle rotayı saptırmak için!
Darbelerin, cuntaların, ekonomik krizlerin arkasındaki rollerine girecek değilim!
Yazıldı, çizildi!
Hoş daha asıl görevleri ortaya çıkmış değil...
Ama DERİN UYKUYU hiç fark etmedik!
Devletin ayağını bağlayan, özgürlüğü bitiren, istikametini şaşırtan tarihi gerçeklerle yüzleşmek yerine medya yalanlarıyla yıllarımızı geçirdik!
Bu nedenle Türkiye gibi ÖZEL ülkelerde herkes gazete-televizyon patronu olamazdı! Paran da olsa olamazdı! DOLARIN geçmediği ender alanlardan biriydi MEDYA!
Sinemayla, diziyle, modayla, MTV ile, albümlerle, kılık-kıyafetle, Bugün Ne Giysem'le, paparazzi flaşlarıyla oyalanırken gerçek fotoğrafı hiç göstermediler!
Okullarda çocuklarımıza PARA öğretilmedi!
Paranın nelere kadir olduğu, her kapıyı nasıl açtığı, iktidarların nasıl düşürüldüğü hiç anlatılmadı! Parayla ilişkimiz DOLAR çıkacak mı, EURO fırlayacak mı, borsa çökecek mi çerçevesinde kaldı! Koca koca profesörler de ekranlardan sadece bunları aktardı!
Banker NOTU demek olan BANKNOT'un ne anlama geldiği pas geçildi!
Mesela Fransız DEVRİMİ bir MASON ihtilaliydi! SARAYA MAHKUM edilen Museviler BANKER olarak önce Avrupa'ya, ardından dünyaya yayıldı! Saraya yerleşen Museviler parayı yönetmekle ünlüydü! Dışa açılım gerçekleşince dünya ellerinde oyuncak oldu!
Goldschmidt, Oppenheimer, Seligmann gibi çok önemli hanedanlarının kurduğu finans imparatorlukları bu dönemde doğdu. Bu finans imparatorluklarının en ünlüsü ve kuşkusuz en önemlisi ise Rothschildler'di... Ve bu aileler Osmanlı'yı BORÇ vererek çöktüren ailelerdi!
Bunların ortaya çıkmasıyla İMPARATORLUKLAR çöktü! Herkes yeni bir dönemin başladığını düşündü! Elbette yeni bir dönem başlıyordu! Artık SARAYLARDA krallar, kraliçeler oturmuyor, BARONLAR yani bu ailelerin mensupları oturuyordu! Ve oturdukları yerlerin bizim oturduğumuz yerlerle hiçbir ilgisi yoktu! Bizim saraylarımızı aratmayacak zenginlikte yerlerdi!
Merak edenler araştırsın!
Waddesdon, Halton, Mentmore, De Haar, Ferrieres ŞATOLARINA baksın!
Dünyayı yönetmek için savaşların, krizlerin ölümlerin, felaketlerin arkasında kimlerin olduğunu çok rahat görebilirler!
Ama MEDYA bunların elinde olduğu için göremedik! Film şirketleri bunların parasıyla döndüğü için gerçekle buluşamadık!
Rothschild ailesinin ARMASIYLA İngiliz Kraliyet ailesinin ARMASININ neredeyse birebir benzediğini gözden kaçırdık!
Neyse; bizler Hollywood yıldızlarının kimlerle çıktığını, bizim starlarımızın nerede nasıl eğlendiğiyle ilgilenip derin uykuda olmaya devam edelim... Bakın!
Arasıra İngiltere Kraliçesi bazı TÜRKLER'e nişan verir! Hele bazılarını hiç tanımayız!
Kimdir bilmeyiz! Nasıl bir önemi vardır anlamayız! Ama verirler!
Doğan Tugay, Teoman Sırrı, İbrahim Dellal, Hüseyin Çağlayan, Sükan Alkın, Fatih Yegül, Burhan Ali Aydar...
Ben bu isimleri hiç tanımam! Ama Kraliçe tanıyor ki ödüle, nişana layık görüyor!
Bunların dışında çok önemli iş adamlarımız vardır ÖDÜL alan!
Hatta geçtiğimiz aylarda çok önemli bir BANKANIN başındaki HANIMEFENDİ
Britanya İmparatorluğu Onursal Mükemmeliyet Önderliği (Commander of the Most Excellent Order of the British Empire) ödülüne layık görüldü!
Ne yaptı da bu ödülü aldı bilemiyorum! İngiltere'yi ilgilendiren ne yapmak gerekiyor bu ödülü almak için, onu da bilmiyorum!
Ama birileri bizim bilmediğimiz hizmetleri yapıyor ve karışlığını Londra'dan alıyordu!
Hanımefendi'nin NİŞAN töreninde konuşan İngiliz Büyükelçi "Birleşik Krallık ve Türkiye ilişkilerine sıra dışı bir kişisel katkı sundu" diyordu!
İşte benim de sizler gibi gözden kaçırdığım ayrıntı buydu! SIRADIŞI katkıları bizler göremiyor ve atlıyorduk! Çünkü bankanın bir ortağı vardı, o da AMERİKA'da çok büyük bankalardan biriydi!
Amerikan ortağı olan bir bankanın tepesindeki isme neden KRALİÇE ödül veriyordu!
Arada nasıl bir ilişki vardı?
Atladığımız ayrıntı neydi?
Hep yazdığım gibi Londra, New York ile Tel Aviv arasında köprüydü! Merkez Buckingham Sarayı'ydı! BARONLAR sayesinde Avrupa'yı da içine alan bir AĞ vardı!
Bizler O Ses Türkiye'yi izlerken gerçek SESİ kaçırıyorduk!
O ses gerçekte Türk değildi!
Hiç de olmadı zaten!
NOT: Bir dostum dün mesaj atıp Lozan'a gayrı resmi bir şekilde katılan HAHAM Haim Nahum'la ilgili ilginç iddialarda bulundu: O, Theodor Herzl'in ekibindendi! Lozan tercümanlarının yemeklerine müshil ve ateş kapsülleri koydu! Adam yokluğu bahanesiyle kendisini tercüman kabul ettirdi. Celselere katıldı.
Hem sırların dışarıya sızmasını sağladı, hem de İngiliz himayesinde İsrail'in kurulmasını temin etti.
Rıza Nur itiraz etti ama nafile, başkaca dil bilen adam yoktu... Düşünün bakalım! Ya doğruysa!
11 Kasım 2013 Pazartesi
acaip
Acayip!
Türkiye'nin tartıştığı, gündem olan konulara bakınca ne yazık ki fotoğrafı doğru okuyamadığımızı ve yorumlayamadığımızı görüyorum. Kısır tartışmalar, ufku olmayan çelişkiler içinde savruluyoruz!
Artık birbirimizi tanıyoruz! Benim Ankara'yı, İstanbul'u ya da bölgeyi sarsan bir soruna ve gelişmeye İÇERİDEN bakmadığımı biliyorsunuz!
Zaten en büyük yanılgımızın bu olduğunu da sık sık sizlerle paylaşıyorum!
Geniş bakmak ve düşünmek zorundayız! Mücadele ettiğimiz GÜCÜN İRTİFASINA ulaşmak durumundayız! Yoksa dayak yemek kaçınılmaz! Karışımızdaki küresel koalisyona karşı içeride birlik ve bütünlük fotoğrafı vermek AKLIN emri! Kendi aramızdaki her ayrılık tohumu bilin ki onlar tarafından yeşertilecektir!
Bakın günlerdir kız-erkek konusu dillerde!
Ben karışık eğitim sisteminin bir sonucuyum! Kızların aklının erkek çocuklardan daha farklı olduğuna ve önde gittiğine de inanan biriyim!
Kızların erkek çocuklarını büyüttüğünü savunurum! Bizlerin dağınık ve sistem tanımaz halimizin kız çocukları tarafından bir çerçeveye oturtulduğunu düşünürüm!
Bu nedenle erkek ve kızların elele devleti ve milleti yücelteceğine inancım sonsuzdur!
Bunlar benim görüşüm!
Herkes bu şekilde düşünmek zorunda değil!
Zaten "Kimler benim gibi düşünmüyor?" diye sordum ve araştırmaya koyuldum!
Girdiğim yol beni ne yazık ki yine İngiltere'ye attı!
Karşımda gerçekten ilginç bir tablo buldum.
Dikkatle okuyun lütfen!
* Wycombe Abbey School
* Cheltenham Ladies' College
* St Swithun's School
* Headington School
* Benenden School
* St Catherine's School for girls
* Badminton School
* St Mary's School, Essex
* Burgess Hill School for Girls
* Malvern St James
* St George's School for Girls
* Queen Margaret's School, York
* Queenswood School
* Woldingham School
* Sherborne School for Girls
* Roedean School
* Godolphin School
* Haberdashers' Monmouth School for Girls
* Royal Masonic School for Girls
* Mount School, York
* St Leonards-Mayfield
* Moira House Girls' School
* Royal School, Haslemere
* St Margaret's School for girls
Bunlar ne mi?
İngiltere'de sadece ve sadece kızlara eğitim veren seçkin okullar!
Tam 50 okul kızlara kapılarını açıp daha sonra DEVLETİ onlara sunuyor!
Peki, erkeklerde durum ne?
Ona da baktım!
* St Paul's School, London
* Eton College
* Tonbridge School
* Abingdon School
* Harrow School
* Radley College
* Dulwich College
* Monmouth School
* Loughborough Grammar School
* Warwick School
* Merchiston Castle School
* Bedford School
* Shrewsbury School...
Birbirinden seçkin 20'ye yakın okul, ERKEK öğrencileri kabul edip geleceğe hazırlıyor!
Bunlar içinde devleti yaşatan okullar da var!
Tıpkı ETON COLLEGE gibi...
Bakın Lozan'da Türk heyetinin karşısında oturan LORD CURZON, Lordlar Kamarası'nda "Türkler'e özgürlük verdin!" diye topa tutuldu! "Dünya sahnesinden silinmek üzere olan Türkler'e neden bu hakkı tanıdın!" diye üstüne yüründü! Herkes CURZON'un ne yapacağını düşünürken o "Herkes konuşsun ben sonunda toptan cevap vereceğim" dedi...
Lordlar eteklerindeki taşları dökünce o sahneye çıktı! Herkese net olarak okuyabileceği belgeleri uzattı!
Sonra kürsüye çıkıp şöyle konuştu: "Evet baylar. Onlara istiklal verdim.
Fakat buna karşılık, tüm maneviyatı ellerinden aldım!
Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, şapka giydirilmesi, Latin harflerinin kabulü, Kuran-ı Kerim'in mekteplerden kaldırılması ve okutulmaması, kadınların memur, mebus, avukat olması, aile idaresinin erkeklerden alınıp kadına verilmesi, her içkinin ve fuhuşun serbest bırakılması, futbolun sahneye çıkması gibi daha nice değişiklikler kabul edildi. Bütün bu devrimlerle birlikte, Müslümanlık 40-
50 yıl sonra yasak edilecektir!
Müslümanlık kaybedip, Hıristiyanlık kazanacaktır!"
Peki, kim bu daha sonra LORD olan George Curzon?
ETON COLLEGE'yi bitiren ve devlete hizmet için sıraya giren İngilizlerden biri!
Adamlar olaya böyle bakıyor!
Onaylamasam da kız ve erkeği birbirinden ayırıp DÜNYAYI ÖĞRETİYORLAR!
Bizi ne hale getirdikleri de ortada!
Lozan'da Türk tarafında kimlerin olduğu ve imzaların nasıl atıldığını ortaya çıkarmak da artık tarihçilerimize düşen bir görev!
Bu millet gerçeği hak ediyor!
Zaten yeterince vakit kaybettik!
Şimdi birlik zamanı!
Ülkede siyasete, eğitime, spora, bilime, modaya nasıl bir model gelecekse gelsin!
Ama bizim AKLIMIZIN ürünü olsun!
Bunu yapmak çok mu zor!
Biz yapmazsak elin oğlu gelip masada yaptırıyor!
EĞİTİM ŞART!
8 Kasım 2013 Cuma
ŞATO
Ergün Diler/YAZAR'ın fotoğrafını paylaştı.
8 Kasım 2013 Cuma Şato! Aslında bana ilgi çekici bir konu gibi gelmemişti BOĞAZLAR! Ama dünkü yazımdan sonra inanılmaz geri dönüş oldu! Dostlarımız, bizi sevenler, ülkesi hakkında kafa yoranlar ilgisini esirgemedi! Buradan herkese tek tek şükranlarımı gönderiyorum... Madem büyük bir ilgi gördü, o zaman hem Boğazlar'dan hem MONTRÖ'den devam edelim... Cumhuriyet belli şartlarda kuruldu! İngilizler bu izni istediklerini yapmamız şartı ile verdiler! Bizim tarihçiler, siyasetçiler, politikacılar, askerler ve istihbaratçılar, bu konulara pek girmez! Abartarak söylemiyorum, çoğu KURULAN TEZGAHI bilmez! Eski yazıyı okuyamadığımız için de birçok etkili-yetkili, Padişah Vahdettin ve Mustafa Kemal'in bu şarta nasıl razı olduğunu açıklayamaz! Bizim topraklar SIR MEZARLIĞIDIR! Halk savaşır, vergi öder, askere gider, devletine sonuna kadar bağlıdır. Kendinden önce milletini düşünür ama nedense gerçeklerle bir türlü buluşturulmaz! 100 yıldır İngilizler için sadece KALABALIĞIZ! Asıl gücün kimde olduğunu BAŞBAKAN bile olsanız açıklayamazsınız! Bilmek derttir! Susmak zorundasınızdır! Ülkeyi ele geçiren GİZLİ TEŞKİLATI deşifre edemezsiniz! İki cümleyle 100 yılı nasıl anlatacaksınız! Bunca günahın vebalini kime yıkacaksınız! Vicdanları kanatmadan, hakkı nasıl dağıtacaksınız! Çok zordur! Belki sadece bu nedenle Süleyman Demirel Beyefendi "Türkiye yönetilmez ancak idare edilir!" diyordu! Belki gücün bizde olmadığını ima ediyordu! Bilemiyorum! Neyse... Türkiye gibi BOĞAZLARI ya da KANALI olan ancak para almayan başka ülke bir yoktur! Denizleri kullanıldığı halde izin istenmeyen başka bir ülke de bulmak mümkün değildir! Bakın ilkokuldan üniversiteye, Dışişleri'nden Genelkurmay'a, MİT'ten ekonomiye kadar her yerde Londra'nın izi vardır! İngilizler öyle bir FORMAT attılar ki 100 yıl TÜRK olduğumuzu unuttuk! Bu topraklarda KARDEŞ olmaktan başka çaremiz olmadığını hatırlamadık! İçeriden çürüdük! Amcasının eşine musallat olan DİZİLERİ evimize buyur ettik! Gençlerimizin saçlarını usturaya vurmasını, vücutlarını dövmelerle doldurmasını ÖZGÜRLÜK sandık! Bayramda el öpmeyi bırakıp, ana-babamızın kabrine gitmemeyi modernlik diye algıladık! Çocuklarımıza gerçeği öğretemediğimiz için bizi onlarla vurdular! Solcu da olsak, sağcı da olsak onlara çalışıyorduk! Ama bilmiyorduk! Gören ve bilen yoktu! Birkaç kişi oyunu okudu ama hayatlarını zindan ettiler! Fatura çok ağır oldu! Kendi sınırların içindeki OYUNU görmek ve bunu dile getirmek hiç cezasız kalmadı! Bakın, Türkiye belli aileler ve gizli ilişkiler AĞI tarafından kontrol altında tutulur! Montrö de yani Boğazlar konusu da maalesef böyledir! Dün bir dostumun yolladığı fotoğrafı sizlerle paylaşıyorum! Fotoğrafa iyi bakın! Dağların arasına gizlenmiş ŞATO'yu görebildiniz mi? Bu ŞATO ne mi? Onu anlatacağım... Beyaz Türk sözü bizde tam olarak anlaşılmadı! Beyaz Türk dediğimiz kesim sadece PARA sahibi olan kesim değildi! Gizli, derin ilişkiler barındıran ve saklayan insanlardı aynı zamanda! Para sahibi olmak uluslararası bir ağın üyesi olacağınız anlamına gelmiyordu! Maçka'dan Nişantaşı'na çıkarken sağ tarafta İTÜ'nün bir binası vardır! Onu geçip devam ettikten sonra şimdi meslek lisesi olarak kullanılan dev bir yapı karşınıza çıkar! İşte onun tam karşısına düşen nokta, GÜL VE HAÇ KARDEŞLİĞİNİN İstanbul'daki etkili yerlerinden biridir! Zaten dikkatlice bakıldığında girişteki İMZALAR rahatlıkla görülebilir! Ama bizim çocuklarımız oralara sadece eğlenmeye gittiği için bunları bilmez! Öğretilmediği için de dikkat etmezler! Türkiye'deki GÜL ve HAÇ Kardeşliği'nin yapısında kimlerin olduğu tam olarak bilinmez! Ama bağlı oldukları yer Avrupa'dadır! Tıpkı MASONİK ilişkiler gibi! Neden MASONLAR Londra'ya bağlıdır! Bunu düşünen oldu mu? Neden İngiliz Kraliyet ailesi bu yapılara sonsuz güvence verdi! Neden İngiltere'ye bağlı olan LOCALAR asla ve kat'a KADIN kabul etmezken Fransızlar'a bağlı olanlar kadınlara da "evet" dedi? Neden bütün localar Üstad-ı Azam'a, o da Londra'daki MASAYA bağlı! Benim bildiğim 10 bin seçkin Türk nasıl oluyor da dolaylı yoldan Kraliçe'ye iliştiriliyor? Bu ilişkileri bilmediğimiz gibi Lozan'ı da Montrö'yü de bilmiyoruz! Boğazlar'ın bizim olduğunu sanıp mangalda kül bırakmıyoruz! Girin bakalım Google'a! Anlaşmanın metinlerine bir göz atın! Ne kadar HAKKIMIZ ve YETKİMİZ olduğunu göreceksiniz! Şaşıracaksınız! Çünkü yalanlarla yaşamaya alışmış bir milleti uyandırmak hiç de kolay değil! Kimse konforunu bozmak istemiyor! "Ben mi değiştireceğim!" diyor! Herkes mal, mülk, para ve etiket peşinde koşuyor! Böyle olduğu için de STAR olacağız derken figüran bile olamıyoruz! Düne kadar olamadık! Lozan'ı Türkiye adına kim imzaladı, kim etkili oldu sorularının cevaplarını bilmediğimiz gibi Montrö'de karşımıza oturanları da ıskalıyoruz! Sadece EFSANELERLE yaşamayı tercih ediyoruz! 22 Haziran 1936'da Montrö'de BOĞAZLAR hakkında söz söyleme yetkisi olan Fransa, Bulgaristan, Büyük Britanya (İngiltere değil!), Yunanistan, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Japonya ve Avustralya Türkiye'nin karşısına geçti! İngiltere adına masada bulunan LORD STANLEY'di! Türkiye ise Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Paris Büyükelçisi Suad Davaz, Dışişleri Genel Sekreteri Numan Menemencioğlu, Genelkurmay İkinci Başkanı Korgeneral Asım Gündüz, Sivas Milletvekili ve raportör Necmettin Sadak tarafından temsil ediliyordu! Türk heyeti harıl harıl anlaşmaya hazırlanırken, içinde Avustralya yetkilisinin de bulunduğu karşı heyet fotoğraftaki ŞATO'da biraya geliyor ve "Türkler'i nasıl oyuna getiririz!" diye düşünüyordu! O ŞATO sıradan bir yapı değildi! Nişantaşı'nda gördüğümüz o yapının AĞABEYİ idi! Bulutların arasına gizlenen şato, GÜL VE HAÇ KARDEŞLİĞİ'nin Avrupa'daki en gizemli merkezlerindendi! Belli günlerde özel gündemle insanları bir araya getirirdi! Boğazlar'ı bize veriyormuş gibi yapıp vermeyen AKIL da oradaydı! Bizim kaderimiz buydu! Hep masada yenilirdik! Daha yeni yeni ayağa kalktık! Ama karşımızdaki KARDEŞLİĞİN ne olduğunu bilmiyoruz! Bilmediğimiz için de her şeyi TESADÜF olarak yorumluyoruz! Canımızı yakan da bu oluyor hep! Unutmayın sahip olmak için önce BİLMEK gerekir! Biz bilmeden tam 100 yıl sahip olduğumuzu düşündük! Bu nedenle şimdi bilerek hareket edenler hedefte! OYUNU böyle okuyun! Gençler, özellikle siz! Başka türlü ZAFER mümkün değil! NOT: Bugün hiç yapmadığım bir şeyi yapmak istiyorum. Dün arayanlar içinde Balıkesir'den bana ulaşan ŞÜKRAN Teyzemiz de vardı! Telefondaki o duygu dolu berrak sözleri için ona ayrı teşekkür eder ellerinden öperim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



