14 Aralık 2012 Cuma

gelsin



Nihâyetsiz denizdir
Bu pâyânsız denizin
Mevcini duyan gelsin.

Derviş dili nûr doğar
Her lahza göğe ağar
Ben diyem doğru haber
Canına kıyan gelsin.

Dervişin gözü açuk
Dün ü güni uyanuk
Bu söze Rabbim tanuk
Bakmadan gören gelsin.

Dervişin kulağı sak
Hak'tan alır ol sebak
Deprenmeden dil dudak
Sözü işiden gelsin.

Dervişler Hakk'ın dostu
Canları ezel mesti
Aşk şem'ini yaktılar
Pervâne olan gelsin.


Bu Eşrefoğlu Rûmî
Dervişliğe geleli
Nefsindendir çektiği
Nefsin öldüren gelsin.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Yozgatlı Mehmed Said Fennî Efendi Tarafından Nâbî Merhûmunkini Tahmîsen Yazılan Na’t-ı Şerîf-i Nebevî


Yozgatlı Mehmed Said Fennî Efendi Tarafından Nâbî Merhûmunkini Tahmîsen Yazılan Na’t-ı Şerîf-i Nebevî

Medâr-ı gavs-i vuslat hayyiz-i arş-ı i’tilâdır bu
Makâm-ı fevz ü rahmet mahfel-i feyz ü rızâdır bu
Ne rütbe arz-ı ta’zîmâta sa’y etsen sez’adır bu
... “Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hüdâ’dır bu
Nazargâh-ı İlâhî’dir makâm-ı Mustafâ’dır bu”

Melekler serteser bu hıttanın firâş-ı hâkidir
Bütün kerrûbiyanın tûtiyâsı hâk-i pâkidir
Şu mihr-i ‘âlem-ârâ zerresinin tâb-nâkidir
“Felekte mâh-ı nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir
Anın kandîlidir hûr matla’-ı nûr-ı zıyâdır bu”

Vücûdu olmasaydı ger şuhûd iklimine vâsıl
Olurdu hilkat-i eşyâya tarîk-i ‘adem hâil
Vücûd-ı kâinâta bâ’is-i feyz oldu ve’l-hâsıl
“Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı ‘adem zâil
‘İmâdın açdı mevcûdât çeşmin tûtiyâdır bu”

‘Adîl olmaz bu hâke misk ezfer kadr ü kıymette
Serâser nûr ile tahmîr edilmiş dest-i fıtratta
Tecâvüz etti kat kat atlas-ı çarhı sa’âdette
“Habîb-i kibriyânın hâb-gâhıdır fazîlette
Tefevvuk-kerde-i arş-ı Cenâb-ı kibriyâdır bu”

Makardır Fennîyâ bu ‘arz-ı akdes bir şehinşâha
Değişmem bir avuç toprağını hurşîd ile mâha
Muhakkak feyz alır kim yüz sürerse bu feyzgâha
“Mürâ’at-ı edeb şartıyla gel Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândır bûsegâh-ı enbiyâdır bu”

beyitler


1.

Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 1. KIT’ASININ ÎZÂHI

Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
[Dostlarının imreneceği örnek bir insan olmak için sıkıntılardan kaçmamalısın. Rahat döşekte olmaz o iş. Şairin dediği gibi: Kâmilin taş yasdınıp toprak döşenmekdir işi
Bâliş-i râhatda dâim câhil ü nâdân yatur - Rahmî  (Olgun insanlar taşı yastık, toprağı döşek ettiler; rahat yatakta olmaya bilgisiz ve değersiz kişiler özenir.)]

Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
[Sana ‘arslan gibidir’ denilmesi için zulme uğrayanların yardımına yetişmelisin.]

Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
[Olgun bir kimsenin eteğine yapışmadan iyi insan olamazsın. Kendi başına kalan nefsinin esiri olur; hayvandan aşağı olur da farkına varmaz.]

Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
[Meşhur şair Hassan bin Sâbit, Hazreti Peygamberi (aleyhisselâm) medh eden şiirleriyle o mertebeyi kazandı. Malûm O’nu övmek bizâtihî ibadettir, fazilettir. O’nu öven ancak kendisi yücelir ve esasen O’nu övmeye güç yetirebilecek kimse yoktur.]

Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
[Rıza kapısında bekle ki; merhamete kavuşabilesin. Sen razı olmazsan senden kim razı olur?]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]


2.

Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek
Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek
Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen


FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 2. KIT’ASININ ÎZÂHI

Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
[Sana kötülük yapan düşmanından intikam almak, içini rahatlatır; bu doğru…]

Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
[Fakat yerinde olan davranış bu değildir. Sıkıntılara tahammül gösterme yolunu seçmelisin. Evliyânın vasıflarından biri ‘hamul’ imiş; insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak yani…]

Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek
[Geç tahammül etmekten; kırıklık göstermen, yüzünü ekşitmen bile yersizdir…]

Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek
[Sana kötülük yapana iyilikle, yumuşaklıkla karşılık verip utandırman ne büyük erdemdir…]

[Bu noktada hatırlamalıdır; harp ettiği hasmını mağlup edip tam kılıcını kaldırdığı anda, yerdeki Hazreti Alinin yüzüne tükürünce, O, Allahın arslanı kılıcını indirivermişti. Adamcağız da şaşkınlık ve sevinçle sebebini sorunca şu cevabı almış ve insafa gelerek Müslüman olmuştu: “Bana hakaretinden sonra seni öldürüp katil olmaklığımdan korktum.”]

Şu da hatırlanmalıdır: Malazgirt Meydan Muharebesinin galibi Alp Aslan, mağlup ordunun başındaki Romen Diyojen’i affedip memleketine salimen ulaşmasını temin etmişti. Halbuki kendisine “sen beni esir alsan ne yapardın” sualine “kafes içinde memleket memleket teşhir eder, sonra bedenini köpeklere parçalatırdım” cevabını almıştı.

Not: Gel gör ki Diyojen, kendisini affeden Alp Aslan’ a reva gördüğü muameleye kendi adamları eliyle maruz kalmış. İbret işte

Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek
[Kim olursa olsun, insanı incitmek büyük suçtur. İnsana muamele insanca olmalı; dini, milleti farklı olsa da, hasmın olsa da… Zalime dahî zulmetme!]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

3.

Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk
Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk
Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk
Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk
Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 3. KIT’ASININ ÎZÂHI

Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk
[Bu dünyaya gelişinin sebebini merak etmişsindir herhalde, etmelisin; insanın taştan, hayvandan farkı bu değil mi?]

Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk
[Allah insanı kendine kulluk etmesi için yarattı, bildiğin gibi…]

Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk
[Kimsenin gönlünü yıkma; bilakis gönül yapıcı ol. Hem de insanlar arasında ayrım gözetmeden…

Hani demedi mi Yunus Emre: (Ben gelmedim da`vi için
                                                      Benim işim sevi için
                                                      Dostun evi gönüllerdir
                                                     Gönüller yapmaya geldim)]

Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk
[Söyleyeceğim sözü melek de doğru bulur, insan da; dikkat et:]

Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk
[Zulüm, insanlıkla bir araya getirilemeyecek bir yüz karasıdır.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

4.

Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun
Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun
Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun
Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun
‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 4. KIT’ASININ ÎZÂHI

Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun
[Hurde-bîn, mikroskop demek; küçük şeyleri de gösteren gibi yani… Çeşm ise göz demek bilindiği gibi. Hakkın rızasını gözetme işinde küçük ayrıntıları da dikkatten uzak tutma! Bu küçük bir sevap falan deme; ahiret yolcususun, sevabın azında çoğuna da ihtiyacın var. Yarın pişman olmamak için iyiliğin büyüğüne olduğu gibi küçüğüne de dikkat et; kazancını çoğaltmaya bak. Malûm ya ömrün kazası yok. Cennetlikler de pişman olur o günde; daha fazlasını niye kazanmadım diye…]

Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun
[En çok önem vereceğin işin, faaliyetin din hizmeti olsun. Bir kimseye para versen, bir iyiliktir, ihtiyacını görür, sevap kazanırsın. Karnını doyursan da öyle; iş sağlasan da, evlendirsen de ve saire… bütün bunlar iyidir, güzeldir, sana sevap kazandırır, tamam da, eğer onun dinine hizmetin olursa; onun doğru yolda olmasını sağlarsan, imanını kurtarmasına hizmet edersen meselâ, sonsuz felâketten kurtulup sonsuz saadete kavuşmasına sebep olmuş olursun ki, bundan âlâ iş mi olur? Hepsi önemli ama, bu en önemli. İşte ehemn ve mühim kelimeleri kullanımımızda olursa, önemli, daha önemli ve en önemli kavramlarını idrak etmemiz de kolayca mümkün hale gelir. Lisan meselesi bundan dolayı mühim değil, ehemm cümlesinden işte!
İrfan ehli tasavvufu şöylece tarif etmiş: “Ehemmi mühimme tercih”. Şimdi bunu iyice anlayabilmek için kelimelerin gücüne ihtiyacımız ortada değil mi?]

Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun
[ne güzel söylemiş şair ve ne güzel nükte yapmış. Gözüne kestiremediğin ve “ilişmeyelim şimdi, başımıza belâ olur” diyeceğin bir kabadayıya belki saldırmazsın, hatırlatmaya gerek yok ta; sen sen ol, korkak olan, zayıf olan, vurunca yatıracağını düşündüğün kimseye de saldırma.]

Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun,
[İnsanları üzmek yerinde bir davranış mıdır? Hele mümin ise.]

‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun
[Sözün aslı şu; iyi ve kötü herkes senin zararından, hile yapmandan falan korkmasın. Senden kötülük beklemesin kimse. İyi insan şöyledir ki, yapanı bilinmeyen bir iyilik söz konusu olduğunda derler ki “bunu filân kimse yapmıştır, ona yakışır böyle bir iyilik”. Kötü kimse de odur ki, yapmadığı kötülüğü bile ondan bilirler.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

5.

Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne
Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne
Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne
Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne
Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 5. KIT’ASININ ÎZÂHI

Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne
[Mert insanların tabiatına hiç yakışmayan bir sıfattır gönül kırıcı olmak. Mert adam gerektiğinde sert olur. Kadife eldiven içinde demir yumruk gibi yani. Yoksa, katıra cilve et demişler, çifte atmış.]

Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne
[Gül bahçesinde gül, bülbül ve diken vardır malûm; sen bülbülün gözüne batan diken gibi olma da, onu hayrân eden gül gibi ol. İyi insan aranan insandır, özlenen insandır. Derler ki “Ah! Nerede? Görsek, sohbet etsek de içimiz açılsa, kasvetimiz dağılsa…”]

Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne
[Eğer bu dünyada arzun iç rahalığı ve huzur ile geçinip gitmekse, arkanda güzel bir isim bırakmaksa…]

Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne
[Elinden geldiğince ve saymadan iyilik yap; serveti biriktirme kaygısında olma! Ne olacak biriktiğinde? Mirasçılar kavga edecek, seni de hayırla anan olmayacak; değil mi? Akıllı ol akıllı! Duacılarını arttır.]

Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne
[Ana yolun yolcusuna yaraşan ancak bu davranış biçimidir.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]


6.

Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 6. KIT’ASININ ÎZÂHI

Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
[Düşmanının peşine düşmekte ne fayda var? Kafayı değiştirsene!]

Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
[Hiddetin seni mağlup edecek gibi olduğu zaman Allahü teâlânın büyüklüğünü düşün.]

Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
[Benliğini yok et ve kullukta ısrar et.

Şuracıkta Usûlî’nin bir beytini derc etmeli:
Bunluğu ko, benliği terk eyleyuben ol şehin
İtlerinden olmağa sa’y et Usûlî sen sen ol
(Tembelliği bırak, benlikten kurtul da o şahın isimsiz kölelerinden biri olmağa canına minnet bil ey kişi; sen sen ol!)]

Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
[Gecelerde inci tanesi gibi gözyaşlarını hesapsızca saç! Gülmekten ne buldun, ağla biraz, ağla!]

Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
[Kin ve garez tutma yolunu bırak da, arif kişi ol!]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

7.

Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 7. KIT’ASININ ÎZÂHI

Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
[Üzerinde bulunan hakları korumak, gereğini yerine getirmek, vefalı olmak hususunda azami derecede özen göster!]

Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
[Allah’tan başka kimseden bir şey bekleme, tok gözlü ol. En kötü şey (bir) el açmak; en iyi şey de (iki) el açmak. Uyanık ol!]

Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
[İnsanlara karşı halinden şikâyetçi olmak, dikkatle bakarsan ne kadar çirkin bir iştir; Allah’ını kullarına şikâyet etmiş oluyorsun, öyle değil mi? Bu ne densizliktir; dikkat et!]

Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
[Açgözlülükten uzak dur; kendi ihtiyacın varken bile başkalarına vermekte tereddüt etme; cömert ol!

Şuracıkta da Hâzık Mehmed’den bir beyt kayd etmeli:
Yeten ancak gürisne-çeşme müşt-i hâk-i lahdidir
Halâs olmaz hezârân gence mâlik olsa zilletten
(Aç gözlü dünyanın hazinelerine sahip olsa da zelil ve tatminsiz olmaktan kurtulamaz; onu gözünü ancak kabrinin bir avuç toprağı doyurur)]

Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
[Düşmüş kimsesizlere acı; yücelik göster. Acımayana acınmaz bilirsin.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

8.

Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleyman olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 8. KIT’ASININ ÎZÂHI

Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
[İnsanoğullarından bir fakire rastladığında…]

Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
[Gönlünü al, işini gör; üzüntü koridorunda bırakma onu. Desin ki “iyi insanlar hâlâ var”]

Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
[Parayı pulu biriktirip saklamakta ne gibi bir fayda olabilir? Ölüp gideceksin; arkandan bir sürü dava, dedikodu ve saire…]

Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
[Nerede olursa olsun; gerek Kâ’be-i Şerîf’in civarında, gerek kilisenin avlusunda…]

Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
[Hüzünlü bir kalbi sevindirmektir hüner.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

9.

Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç
Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç
Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 9. KIT’ASININ ÎZÂHI

Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
[Hilesi de bozuklukları da çoktur; dünya ile alışveriş yapma!]

Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
[Çer-çöp ile doldurma kalbini; ma-sivayı terk et. Ma-siva Allah’dan gayrı her şey demektir. Kalp Allah evidir; başka sevgiye yer vermek doğru değildir; hane sahibine hıyanet olur.]

Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç
[Tam bir ihlas (samimiyet, duruluk; daha doğrusu yalnız Allah için yapmak) üzere ol; gösterişi terk et. Ne ‘desinler’ için iş tut ne ‘demesinler’ için! Hesabını insanlara vermeyeceksin ki… Seni yoktan var eden insanlar değil ki… Rızkın insanlardan gelmiyor ki… Veren de O, alan da O nedir senden gidecek/Telâşını görenler can senin zannedecek.]

Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç
[İlim-irfan sahipleri ile beraber olmak için edebi gözetmelisin; hatalarından dönmelisin.]

Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç
[Garaz bir yüktür, ona hamal olma. Kin zehirdir, kendini zehirleme. “Olan oldu” güzel sözdür; kendine şiâr edin.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

10.

Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 10. KIT’ASININ ÎZÂHI

Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
[İyilik yaparsan hiç tereddüt etme, karşına çıkar. Balık bilmezse Hâlık bilir.]

Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
[Kötülük yapınca da görürsün karşılığını. İnsan ektiğini biçer. “Eden kendine eder” unutma!]

Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
[Sonuç itibariyle dosdoğru ol. Zevklere aldanma. İki zevk [(tegaddî (gıdalanma) ve tenâsül (üreme)]’e dikkat. Bunlardan ilki olmasa insan çalışıp kazanmaya üşenir, ikincisi olmasa nesil devam etmez. İşte bu lezzetlerin, işbu varlık gayesini unutup ahmakça kapılma! İnsanlığını kaybedersin.]

Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
[Kesende, kasanda paran varsa da akıllı ol, hayra sarf et. Yoksa ya yersin, kanalizasyona gider; ya da bırakırsın, başında mirasçıların kavga eder; ikisi de akıl kârı değil.]

Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
[Dediğimi ve diyeceğimi dinlemezsen çok belâlara düşersin; pişman olursun. (Dediği hemen yukarıda, diyeceği birinci kıt’anın sonunda. Yani ‘Sakın bir dîdeyi ağlatma… diye başlayan mütekerrir beyt’)]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

11.

Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol
Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol
Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol
Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol
Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ 11. KIT’ASININ ÎZÂHI

Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol
[Büyüklerle oturup kalkmaya gayret et; sırları da saklamasını bil.]

Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol
[Azla yetin. Kanaat hazinedir.]

Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol
[Çer-çöple uğraşma. Sen armudun sapı, üzümün çöpü derdinde olursan kaybedersin, himmet kuşunu kapamazsın.]

Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol
[Gönül okşama bir sanattır. Akıllı ol da fırsatı kaçırma. Aramanı bekleyen annen veya baban, belki komşun filan vardır; arayıversen gönüllerini fethedersin. Sana da lazım olan odur. Akıllı ol.]

Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol
[Servet veya makam gibi bir imkâna sahipsen eğer dertlilere deva olmaya çalış. Kabir karanlıktır.]

Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
[Kimseyi ağlatma ki gülebilesin. Başkalarının felâketi üzerine saadet bina edemezsin. “Acımayana acınmaz” duymadın mı?]

Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
[Karıncayı incitmezsen ancak, Hazreti Süleymana benzeyebilirsin.]

tasavvuf




BİDAYETTE TASAVVUF SUFİ Bİ CAN OLMAYA DERLER
NİHAYETTE GÖNÜL TAHTINDA SULTAN OLMAYA DERLER

"TASAVVUFUN BAŞLANGIC , MADDİ VARLIĞINDAN SIYRILAN VE KENDİNDE BİR VARLIK GÖRMEYEN , KISACA İRADESİNİ HAKKA TESLİM ETMİŞ BİR SUFİ OLABİLMEKTİR. SONU İSE BÜTÜN İLAHİ GÜZELLİKLERİ KAZANARAK GÖNÜL TAHTININ SULTANI OLABİLMEKTİR
 

Tarîkatte ibârettir tasavvuf mahv-ı sûretten

Hakîkatte sarây-ı sırda mihmân olmağa derler

“Tarîkatte tasavvuf; sûretin mahvından ibârettir. Yâni beşerî zaaflardan kurtulmaktır. Hakîkat olarak ise, ilâhî sır sarayının misafiri olmaktır.”

Bu âb u kil libâsından tasavvuf ârî olmaktır

Tasavvuf cism-i sâfî nûr-i Yezdân olmağa derler

“Tasavvuf, toprak ve sudan ibaret fânî elbiselerden/kafeslerden kurtulmaktır. Böylece tertemiz bir varlık olarak Allâh Teâlâ’nın nûru hâline gelebilmektir.”

Tasavvuf lem’ayı envâr-ı mutlaktan uyarmaktır

Tasavvuf âteş-i aşk ile sûzân olmağa derler.

“Tasavvuf, (gönül mumunun) ışığını, ilâhî nurlarla tutuşturmaktır. Çünkü tasavvuf aşk ateşi ile tutuşmaya derler.”

Tasavvufta şerâit nâme-i hestîyi dürmektir

Tasavvuf ehl-i şer’ u ehl-i îmân olmağa derler

“Tasavvufta esas olan, varlık kitabını dürmek, benlikten sıyrılmaktır. Asıl tasavvuf, şeriat ehli ve hakîkî îmân sahibi olmaktır.”

Tasavvuf ârif olmaktır hakîmen âdetullâha

Tasavvuf cümle ehl-i derde dermân olmağa derler

“Tasavvuf, ilâhî sır, tecellî ve irâdenin hikmetlerini bilmektir; ârifliktir. Yine tasavvuf, bütün dert sahiplerine derman olmaktır.”

Tasavvuf ten tılısmın ism miftâhıyla açmaktır

Tasavvuf bu imâret külli vîrân olmağa derler

“Tasavvuf, bu beden tılsımını isim anahtarı (Allâh ismi) ile çözmektir. Yine tasavvuf, bu fânî imâreti tamamen yok etmektir.”

Tasavvuf sûfî kâli hâle tebdil eylemektir bil

Dahî her söz ki söyler âb-ı hayvân olmağa derler

“Bilesin ki tasavvuf, sûfînin sözünü (ve bilgisini) hâle dönüştürmektir. Bu, bir bakıma onun her sözünün bir âb-ı hayât (ölümsüzlük iksiri) olmasıdır.”

Tasavvuf ilm-i ta‘bîrât u te’vîlâtı bilmektir

Tasavvuf can evinde sırr-ı Sübhân olmağa derler

“Tasavvuf, büyük bir derinlik kazanarak tâbîr ve te’vîl ilimlerine vâkıf olmak ve böylece insan, kâinât, Kur’ân ve sünnetteki ilâhî sırları idrâk etmektir. Yine tasavvuf, can evinde Allâh’ın bir sırrı olabilmektir.”

Tasavvuf hayret-i kübrâda mest ü vâlih olmaktır

Tasavvuf Hakk’ın esrârında hayrân olmağa derler

“Tasavvuf, Hakk’ın azamet, kudret ve güzelliği karşısında büyük bir hayret ve dehşet içinde olarak hem sarhoş hem de uyanık olmaktır. Çünkü tasavvuf, Hakk’ın sonsuz sırlarına hayranlıktır.”

Tasavvuf kalb evinden mâsivâllâhı gidermektir

Tasavvuf kalb-i mümin arş-ı Rahmân olmağa derler

“Tasavvuf, gönül sarayından Allâh’tan başka her şeyi çıkarmaktır. Çünkü tasavvuf, mümin bir kalbin Allâh’ın arşı olması demektir.”

Tasavvuf her nefeste şarka vü garba erişmektir

Tasavvuf bu kamu halka nigehbân olmağa derler

“Tasavvuf, her nefeste doğuya ve batıya erişmek, yâni oralardaki ehl-i îmânı düşünmek, onların sevinç ve kederlerine ortak olmak; ihtiyaç sahiplerine hizmet etmektir. Yine tasavvuf, bütün halkı görüp gözetmeye çalışmaktır.”

Tasavvuf cümle zerrât-ı cihanda Hakk’ı görmektir

Tasavvuf gün gibi kevne nümâyân olmağa derler

“Tasavvuf, cihanın bütün zerrelerinde Hakk’ı müşâhede etmektir. Böylece tasavvuf, âlemlere güneş gibi olmaktır.”

Tasavvuf anlamaktır yetmiş iki milletin dilin

Tasavvuf âlem-i akla Süleymân olmağa derler

“Tasavvuf, yetmiş iki milletin dilini bilmek, yâni herkesin hâlinden anlamaktır. Tasavvuf, akıl âlemine Süleyman olmaktır.”

Tasavvuf urvetü’l-vüskâ yükün can ile çekmektir

Tasavvuf mazhar-ı âyât-ı gufrân olmağa derler

“Tasavvuf, Hakk’ın insana yüklediği ilâhî emânet olan Kur’ân-ı Kerîm ve onun getirdiği mes’ûliyeti canla başla taşımaktır. Tasavvuf, ilâhî mağfireti müjdeleyen âyetlerin mazharı olmaya derler.”

Tasavvuf ism-i âzamla tasarruftur bütün kevne

Tasavvuf câmi-i ahkâm-ı Kur’ân olmağa derler

“Tasavvuf, bütün kâinâta «İsm-i a’zam»la tasarruf etmektir. Yine tasavvuf, Kur’ân hükümlerini gönülde cem etmek, yâni canlı bir Kur’ân olabilmektir.”

Tasavvuf her nazarda zât-ı Hakk’a nâzır olmaktır

Tasavvuf sûfîye her müşkil âsân olmağa derler

“Tasavvuf, her bakışta Cenâb-ı Hakk’a yönelmektir. Yine tasavvuf, sûfîye, bütün zorlukların kolaylaşmasıdır.”

Tasavvuf ilm-i Hakk’a sînesini mahzen etmektir

Tasavvuf sûfî bir katreyken ummân olmağa derler

“Tasavvuf, gönlünü Hakk’ın ilmine mekân etmek, yâni ledünnî ilme sahip olmaktır. Böylece tasavvuf, bir damla hükmünde iken sûfînin engin bir derya hâline gelmesidir.”

Tasavvuf külli yakmaktır vücûdun nâr-ı “lâ” ile

Tasavvuf nûr-i “illâ” ile insân olmağa derler

“Tasavvuf, Hakk’ın varlığı karşısında bütün mevcudâtın «lâ / yok» ateşiyle yanıp kül olmasıdır. Tasavvuf, “illâ” nûruyla, yâni temizlenmiş bir gönülle Allâh’ı tevhîd ederek insan-ı kâmil olmaktır.”

Tasavvuf «kul kefâ billâh» ile dâvet-dürür halkı

Tasavvuf «irciî» lafzıyla mestân olmağa derler

“Tasavvuf, «De ki: Allâh sana yeter!»

(er-Ra’d, 43) âyetiyle insanları Hak yoluna davet etmektir. Yine tasavvuf, «Rabbine dön!»

(el-Fecr, 28)

lafzının zevkiyle kendinden geçmektir.”

Tasavvuf günde bin kerre ölüp yine dirilmektir

Tasavvuf cümle âlem cismine can olmağa derler

“Tasavvuf, her gün ölmeden evvel ölmek sırrını binlerce kez yaşamak ve kalben diri kalmaktır. Bundan sonra tasavvuf, bütün âlemin cismine can olabilmek, yâni diğer gönülleri de ihyâ edebilmektir.”

Tasavvuf zât-ı insan zât-ı Hak’da fâni olmaktır

Tasavvuf kurb-ı «ev ednâ»da pinhân olmağa derler

“Tasavvuf, insanın kendi varlığını, Hakk’ın varlığında yok etmesidir. Böylece tasavvuf, mîrac vuslatında tecellî eden ve âyet-i kerîmede «iki yaydan daha yakın»

(en-Necm, 9) şeklinde ifâde buyurulan bir yakınlık içerisinde bile kendini gizleyebilmektir.”

Tasavvuf cânı cânâna verip âzâde olmaktır

Tasavvuf cân-ı cânân cân-ı cânân olmağa derler

“Tasavvuf, canı sevgiliye verip her türlü fânî esaretten kurtulmaktır. Bu bakımdan tasavvuf, sevgilinin canı, evet sevgilinin canı olabilmek, yâni onun tarafından da sevilmektir.”

Tasavvuf bende olmaktır hakîkat hak ey İbrahim

Tasavvuf şer‘-i Ahmed dilde burhân olmağa derler

“Ey İbrahim! Tasavvuf, aslında Allâh Teâlâ’ya kul-köle olmaktır. Bunun için tasavvuf, Hazret-i Ahmed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yolunu ve düstûrlarını gönülde bir delil (rehber) eylemektir.”





erzurumlu i.hakkı hz