31 Temmuz 2011 Pazar

ramazanınız mübarek olsun

Ramazan Ayı Faziletleri















Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:






(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]






(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]






(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]






(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]






(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]






(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]






(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]






(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]






(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]






(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]






İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:






Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.






Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.






Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.






Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.






Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.






İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.






Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.






Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.






Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!






Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.






Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:






(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]






(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]






(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]






(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]






(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]






(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]






(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]






Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)






Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.






Kaynak : http://www.dinibilgiler.org






30 Temmuz 2011 Cumartesi

demokrasi

Cem KüçükHaber 7



Bu generaller adam olmayacak!


Niçin diretiyorsunuz? Demokrasilerde başbakan en büyük amirdir. Çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.










Yok yok, vallahi adam olmayacaklar, billahi olmayacaklar. Fenerbahçe’ydi, şikeydi derken şimdi de general krizimiz oldu.






Aslında kriz değil. Olay çok basit. Başbakan 1 Ağustos Yüksek Askeri Şurası öncesi tutuklu generaller ve askerlerle ilgili hem Cumhurbaşkanı hem de Genelkurmay Başkanı’yla görüşüyor. Ve devletin tepesi, yani Cumhurbaşkanı ve Başbakan terfilerde tutuklu generalleri emekli edin diyor. Genelkurmay Başkanı etmem diyor. Aklınca direniyor. Sayın Koşaner’in niçin direndiğini anlamıyoruz.






Geçen yıl aynı direnmeyi İlker Başbuğ yaptı. Yaptı da ne oldu? Hiç. Hükümetin dediği oldu. Demokrasilerde asker atanmıştır ve başbakanın emrindedir. Nedense askerler bu gerçeği hiç görmüyorlar.






Sonra öğrendik ki Koşaner ve üç kuvvet komutanı gördükleri lüzum üzerine istifa etmişler. Niye? Çünkü tutuklu ve haklarında davalar olan generalleri terfi ettirmek istemişler. Allah akıl fikir versin. Başbakana ve hükümete güya meydan oluyorlar. İstifa ettiniz de ne oldu? Jandarma Genel Komutanı yeni Genelkurmay Başkanımız oldu. Bu kadar basit. Çin ordusunda bile 167 general varken bizde 315 general var.






Çok yazdık, söyledik. Artık generaller istifa etti diye Türkiye’ye bir şey olmaz. Bu gerçeği görün. Generaller sıradan devlet memurudurlar. Madem bu hükümeti beğenmiyorsun niye geçen yıl istifa etmedin?






Niçin diretiyorsunuz? Demokrasilerde başbakan en büyük amirdir. Çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Çok şükür demokrasiye inanmış askerlerimiz var. Onların sayesinde demokrasi daha da güçleniyor içerideki cuntacılar temizleniyor. Avrupa Birliği ve Amerika da demokrasinin güçlendiğini ısrarlar vurguladılar.






Artık kimsenin gözünün yaşına bakılmıyor. Herkesten hesap soruluyor. Belinde silah varmış yokmuş önemli değil.






Bu durumda yapılması gereken şöyle bir şey var: Ordu içinde ne kadar cuntacı, darbeci varsa hepsi emekli edilsin. Tek tek ayıklansın. General rütbesinde kim varsa uyarılsın. Uyarılsın ki, bir daha darbe heveslileri buna cesaret edemesin. Seneye benzer konularla uğraşmayalım.






Nasıl bir Genelkurmayımız var ki, internet andıcı hazırlıyorlar, hükümete ayar vermeye kalkıyorlar. Bu gücü, yetkiyi nasıl kendinizde buluyorsunuz? Bu ne cüret?






Bir de darbe heveslileri gazeteciler var. Mesela Fikret Bila dün gece NTV’de yeni Genelkurmay Başkanı Necdet Özel orduevlerine nasıl girecek dedi. İnsan bu satırları duyunca sormadan edemiyor: “Acaba Bila asker filan mı?” Olur ya belki generaldir. Ya bir insan bu kadar postalcı olur mu? Kimi neyle terbiye etmeye çalışıyorsun? Necdet Özel de mi istifa etseydi? Orduyu, polisi severiz. Ama herkes demokrasilerde sınırını bilecek. Bilmeyenlerin hali ortada.






Çok şükür artık darbe yapmayıp istifa eden generallerimiz var. Çok şükür darbecilerden hesap soran bir hükümetimiz var. Çok şükür cesur savcılarımız var. Çok şükür demokrasiye sahip çıkan halkımız var.






Ne olursa olsun sivil siyasetin yanındayız. İktidarda kim var umurumuzda değil. Sonuna kadar demokrasi. Demokrasi… Demokrasi…






Cem Küçük - Haber 7


cemkucuk@gmail.com


29 Temmuz 2011 Cuma

geçilmez

GEÇİLMEZ


Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez;

Eşten dosttan sevgiliden ayrılmadan geçilmez.









İçeride bir has oda, yeri samur döşeli;

Bu odadan gelsin diye çağrılmedan geçilmez.



















Eti zehir, yağı zehir, balı zehir dünyada,

Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez.

Varlık niçin, Yokluk nasıl, yaşamak ne topyekûn?

Aklı yele verip çıldırmadan geçilmez.

Kayalık boğazlarda yön arayan bir gemi;

Usta kaptan kılavuze varılmadan geçilmez.

Ne okudun, ne öğrendin, ne bildinse berhavâ;

Yer çökmeden, gök iki şak yarılmadan geçilmez.



Geçitlerin , kilitlerin yalnız O ‘nda şifresi;

İşte, işte o eteğe sarılmadan geçilmez !



ÜSTAD/N.F.K

27 Temmuz 2011 Çarşamba

düşünmek


Bir gün bakırköyde düşünen heykelin karşısına geçip dicem ki ,abi hiçbirşey düşündüğün gibi değil...




26 Temmuz 2011 Salı

nal

kadıköy camiinin vaizine sorarlar: hocam at NALını evin kapısına asarsak uğur getirir derler, doğru mu? ?



hoca cevap verir: valla uğur getirse atlara getirirdi malum her atta 4 tane nal var ama hergün kırbaç yemekten atları kurtar mı bu NAL larr,


25 Temmuz 2011 Pazartesi

topraktaki hazine



Topraktaki Hazine






Yüce Allah'ın tüm insanlara büyük bir rahmeti olan toprağın oluşum sürecinde 1 cm'lik toprak için yaklaşık olarak 150-350 yıl geçmesi gereklidir. Topraktan verim almak ve üretim yapabilmek için ise en az 60 cm toprağa ihtiyaç vardır. Tüm bunların yanı sıra tarım toprağı en uygun şartlar altında 20.000 yılda oluşur. Bu da bize toprağın ne kadar değerli bir hazine olduğunu göstermektedir.






Toprağın İçindeki Düzen






Allah'ın yarattığı tüm canlılarda ve sistemlerde olduğu gibi toprağın içinde de kusursuz bir düzen vardır. Örneğin, toprakta periyodik olarak kuruma ve nemlenme olayları gerçekleşir. Bunun yanı sıra toprakta bulunan parçacıkların toprak içinde devamlılığını sağlayan iki şart bulunmaktadır; nemlenme-hidrasyon ve kolloidler (kil mineralleri, demir ve magnezin kolloidal oksitleri, organik maddeler)






Toprakta yaşayan mikroorganizmaların ve solucanların çıkardığı yapışkan salgılar ise toprağın devamlılığını sağlayan diğer önemli faktörlerdir.






Toprağın Sıcaklığı






Toprağın sıcaklığı, içindeki ve üzerindeki yaşamın varlığı için çok büyük önem taşımaktadır. Toprağın içindeki mikroorganizmaların faaliyetleri, organik maddelerin parçalanması, kimyasal olayların devamı, toprağın uygun nem ve sıcaklıkta olmasıyla mümkün olmaktadır. Bir başka deyişle toprak donarsa içindeki tüm yaşamsal faaliyetler de sona erer.






Toprağın sıcaklığı ise güneşten gelen enerjinin tutulmasına ve yansımasına bağlıdır. Isının tutulması toprağın çeşidi ile yakından ilişkilidir. Örneğin koyu renkli topraklar enerjinin %80'ini tutarken, açık renkliler %30'unu tutmaktadır.






Toprağın ısınma ve soğuma kapasitesi renginden başka, içerdiği su miktarına ve yüzeyini örten organik maddeler ve bitki örtüsüne de bağlıdır. Bu nedenle toprağın nem oranının artması sıcaklığının artmasında çok büyük bir öneme sahiptir.






Toprakta Suyun Tutulması






Toprağın içinde bulunan suyun varlığı, bitkilerin yetişmesi, biyolojik faaliyetler ve bunların devamlılığı, ayrışma ve iyon alış-verişlerinin sağlanması için çok büyük bir önem taşımaktadır. Bir başka deyişle içinde su bulunmayan toprakta hayat yoktur.






Topraktaki suyun kaybedilmeden tutulması son derece önemlidir. Toprağın içinde belli miktarda bulunan suyun oluşturduğu toprak çözeltisi besin elementlerini taşıyan yararlı bir çözeltidir.






Allah Kuran'da şu şekilde bildirmiştir: "Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir." (Hadid Suresi, 4)






Toprakta suyun tutulması iki işlemin devreye girmesi ile gerçekleşir. Bunlardan ilki adhezyon olarak adlandırılır. Adhezyon; Katı toprak parçacık yüzeylerinin suyu çekme kuvvetidir yani toprağın yüzeyinin suyu çekme işlemidir. Su, toprak parçacıklarının iç ve dış yüzeyinde bulunan elektriksel alanlardaki e-lektrostatik kuvvetlerle tutulmaktadır. Havadaki tozlarda bile bulunan bu su çok az hareket eder. Bu nedenle bitkiler için faydalı değildir. Bitkiler de bunu bilircesine bu suyu bünyelerine almazlar.






Diğer işlem ise kohezyon olarak adlandırılır. Adhezyondan farklı olarak su moleküllerinin birbirini çekme işlemidir. Su molekülleri arasındaki hidrojen, iyonu bağlayıcı görev görür ve böylece kohezyon suyu toprak parçacıklarını bir film gibi sarar. Adhezyon suyuna göre hareketli ve enerjisi de fazladır.






Toprakta suyun tutulması suyun toprak içindeki basıncına bağlıdır. Suya doymuş topraklardaki su, basınç altındadır. Böylece gözeneklerdeki su yüksek basınçtan alçak basınca doğru yerçekiminin de etkisiyle kolaylıkla akmaktadır. Bu yüzden bu topraklarda belli aralıklarla açılan çukurlar ile suyun basıncı düşürülür. Suya doymuş olmayan topraklarda ise suyun hareketi çok yavaştır ve genelde toprak parçacığını saran film tabakasındadır.






Suyun hareketi sınırlı alanlardadır. İyi havalanmış topraklarda bitkilerin suyu emebilmesi için bitki köklerinin tüm toprak yüzeyine yayılabilmesi gerekir. Allah tüm bu fizik kurallarının işleyişini suyun kullanımına birer vesile kılmış ve sudan yoksun kalındığında onu Kendisi'nden başka gücün geri getiremeyeceğini bir ayette şöyle bildirmiştir: "De ki: "Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?" (Mülk Suresi, 30)






Bitkilerin Beslenmesi






Bitkilerin gelişmesi için gerekli dış faktörlerin yanında (sıcaklık, hava, su...), toprağın bünyesinde bulunan besin elementleri ve çeşitliliği de çok büyük önem taşımaktadır. Her bitkinin topraktan aldığı ve istediği besin elementlerinin çeşidi ve oranı farklıdır.






Bir bitkinin gelişmesi için gerekli elementlerin sayısı 16 civarındadır. Bunlardan bir kısmını havadan (karbondioksit, hidrojen, oksijen) bir kısmını da topraktan alırlar. Topraktan alınan elementler havadan alınanlara göre çok daha az olmasına rağmen bir tanesinin bile yokluğu veya eksik alınması bitkinin gelişmesini son derece olumsuz etkilemektedir.






Allah Kuran'da, aynı su ile sulanmalarına karşın ürünlerin bazısını bazısına üstün kıldığını şu şekilde bildirmiştir:






"Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde(ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için gerçekten ayetler vardır." (Rad Suresi, 4)






Ölü Bir Beldeyi Canlandıran Yağmurlar






Kuran'da, yağmurun "ölü bir beldeyi diriltme" işlevine birçok ayette dikkat çekilir: "... Biz gökten tertemiz bir su indirmekteyiz. Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için." (Furkan Suresi, 48-49)






Yağmurun, canlılar için kaçınılmaz bir ihtiyaç olan suyu yeryüzüne bırakmasının yanında bir de gübreleme özelliği vardır. Denizlerden buharlaşarak bulutlara ulaşan yağmur damlaları, ölü toprağı "canlandıracak" bazı maddeler içerirler. Bu "canlandırıcı" özellikli yağmur damlalarına "yüzey gerilim damlaları" adı verilir. Yüzey gerilim damlaları, biyologların deniz yüzeyinin mikro katmanı dedikleri üst kısımda oluşurlar; milimetrenin onda birinden daha ince olan bu yüzeysel zarda, mikroskobik alglerin ve zooplanktonların bozulmasından gelen pek çok organik artık vardır. Bu artıkların bazıları, deniz suyunda çok az bulunan fosfor, magnezyum, potasyum gibi elementleri ve ayrıca bakır, çinko, kobalt ve kurşun gibi ağır metalleri seçip ayırarak, kendi içlerinde toplarlar. Yeryüzündeki tohum ve bitkiler, yetişmeleri için gereksinim duydukları çok sayıdaki madensel tuzları ve elementleri işte bu yağmur damlalarında bulurlar. Kuran'da, bir başka ayette bu olay şöyle bildirilir: "Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik." (Kaf Suresi, 9)






Yağışlarla toprağa inen bu tuzlar, verimi artırmak için kullanılan geleneksel gübrelerin bazılarının (kalsiyum, magnezyum, potasyum vb.) küçük örnekleridir. Bu tür aerosellerde bulunan ağır metaller ise, bitkilerin gelişiminde ve üretiminde verimlilik artırıcı elementleri oluştururlar. Kısacası, yağmur önemli bir gübredir. Fakir bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen bu gübrelerle bile, yüzyıllık bir süre içinde bitkiler için gereken tüm elementleri kazanabilir. Ormanlar da, yine bu deniz kökenli aerosoller yardımıyla gelişir ve beslenirler.






Bu yolla, her yıl kara parçalarının toplam yüzeyi üzerine 150 milyon ton gübre düşmektedir. Bu doğal gübreleme işleyişi olmasaydı, Dünya üzerinde çok daha az bitki olacak, hayat dengesi bozulacaktı. Ayette verilen, yağmurun canlandırma özelliği ile ilgili bilgi, Kuran'ın sayısız mucizevi özelliğinden sadece biridir.






Toprağın Temizleyici Özelliği






Suyun gözle görülebilen kirleri ve görülemeyecek kadar küçük olan bakterileri temizleme özelliğinin yanında insanı rahatlatan bir başka özelliği daha vardır. Su, insanın üzerinde biriken, insana yorgunluk ve halsizlik hissi veren statik elektriğin de vücuttan atılmasını sağlar. İnsanın, bedeninde oluşan statik elektriği açık bir şekilde görmesi mümkün değildir. Ancak statik elektriğe; saçımıza sürdüğümüz tarakta, arabadan indiğimizde tuttuğumuz kapı kolunda, televizyon ekranına elimizi sürdüğümüzde rastlarız. Normalde vücudun tümüne hakim olan statik elektrik dengesi, sağlıklı bir vücudun koşuludur. Gerek havadaki özellikler, gerekse de günlük hayatımızda bolca kullandığımız plastik hammaddeli giyim ve eşyalar bu dengeyi bozucu niteliktedir. İnsan yıkandığında ise üzerinde biriken bu statik elektrikten kurtulur, bu nedenle de tüm vücudunda hafiflik ve rahatlık hisseder.






Suyun bu işlevini toprak da görür. Nitekim elektrikte 'topraklama' adı verilen terimin anlamı da statik elektriğin kontrolsüz bir enerji olmasından dolayı, aletlere olumsuz etkide bulunmaması için toprağa boşaltılmasıdır. Bu nedenle toprak yalnızca kirden değil elektrik yükünden de arındırıcı özelliğe sahiptir. Allah'ın Kuran'da abdest almak için su bulunamadığı takdirde elleri toprağa sürerek teyemmüm yapılmasını emretmesinin bir hikmeti de bu olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)






Nimetlerin Topraktan Çıkması






Birbirinden lezzetli meyveler, insan vücudunun gereksinim duyduğu vitamin ve mineralleri içeren çok faydalı sebzeler, mis gibi kokan renk renk çiçekler, göz alabildiğine uzanan eşsiz güzellikteki ağaçlarla dolu bahçeler …






Bütün bunlar Allah'ın insanlara toprak vesilesiyle, bu dünyada sunduğu birbirinden güzel nimetlerdir. İnsanlar için hem hayati önem taşıyan, hem de estetik yönleriyle iman edenlere cenneti anımsatan bu nimetler; böylelikle müminlerin cennete kavuşma arzularını şiddetlen- direrek Allah'a şükretmelerine de vesile olmaktadır. Kuran'da cennet halkının kendi aralarındaki konuşmaları anlatılırken, cennet nimetlerinin dünyadakilere benzer olarak sunulduğu şöyle bildirilmektedir:






"… Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır." (Bakara Suresi, 25)






Burada üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir mucize vardır. Bu renkli, güzel kokulu, besleyici özelliklere sahip olan nimetler kapkara topraktan filizlenmekte, katı bir tohumun içinden çıkmaktadır. Yalnızca bunu düşünmek bile Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu kavramak için yeterlidir. Tüm bunlara karşılık insana düşen görev Rabbimiz'e sürekli şükretmek ve gereği gibi kulluk etmektir. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:






"Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye. Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz." (Kehf Suresi, 7-8)


23 Temmuz 2011 Cumartesi



Sual: Euzü ve Besmele’nin manası nedir?






CEVAP






Euzübillahiminesseytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allaha’u teâlâya sığınırım, korunurum, yardim beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.














Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânin yardımı ile, bu isimi yapabiliyorum demektir.














Sual: Besmelenin fazileti nedir?






CEVAP






İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile, Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası besmeledir. Peygamber efendimiz, (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurdu.














Euzü okumak, (Euzubillâhimineşeytânirracîm); besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir.














Hadis-i şerifte, (Kur'an-i kerime saygı göstermek, Euzü okuyarak başlamakla olur ve Kur'an-i kerimin anahtarı, Besmeledir) buyururdu. Sure okurken, Euzü Besmele okunur. Ayet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Sure veya âyet okumaya baslarken Euzü okumak vacip, Fatiha okumaya baslarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere baslarken Besmele okumak sünnettir.






Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ, (Kur'an-i kerim okuyacağın zaman E'uzü... Söyle) buyuruyor. (Nahl 98)






Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.






İyi islere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyururdu ki:






(Besmele ile başlanmayan her önemli is noksan kalır.) [Beyheki]






(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) [Tibyan]






(Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) [Tergibussalat]






(Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.) [Deylemi]






(Besmele ile ise başlayanın günahları af olur.) [I. Rafii]






(Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.) [Taberani]






(Besmele ile yenen yemek bereketli olur.) [Ibni Mace]






(Sıkıntıya düsen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) [Deylemi]






(Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.) [Tergibussalat]






(Helâya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.) [T. Salat]






(Besmele yazılı bir kâğıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır.) [Tergibussalat]






(Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.) [Ibni Sünni]






(Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile basla!) [Taberani]






(Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!) [Ibni Sünni]






(Yemeğe baslarken, Allahü teâlânin adini anin, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, "Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi" desin!) [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]














Sual: İşlere baslarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?






CEVAP






Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) demek daha uygundur.














Besmele ile başlanılan is bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir!














Ibrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.ayet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. (T.Gafilin)














Besmeleyle başlamak






Sual: Her hayırlı ise Besmeleyle başlamak gerektiğine göre, mektuplara, maillere de Besmeleyle başlamak gerekmez mi?






CEVAP






Besmeleyi İslam harfleriyle yazmak gerekir. Ancak Besmele şimdiki mektuplarda yerlerde sürünebileceği için mektuplara yazmamak daha uygun olur. Maillerde ve mektuplarda, İslam harfleriyle yazılı seklini Latin harfleriyle karışık yazmak caiz olmaz. İslam harfleriyle yazılı olup elden götürülecek mektuplara ve yine İslam harfleriyle yazılan maillere Besmeleyle başlamak sünnettir. Büyük İslam âlimi Hindistanlı Dost Muhammed Kandihârî hazretleri, 29. mektubunda buyuruyor ki:














Peygamber efendimiz, mektupların başına, (Bismillâhirrahmânirrahîm) yazardı. Mesela, Dihye-i Kelbî aracılığıyla Rum kayseri Herakliyus’a gönderdiği mektuba Besmeleyle başladı. Kâfire bile yazılan mektuba Besmeleyle başlamak sünnettir. Hudeybiye barışında Hazret-i Ali’ye Besmele yazmasını emretti.






Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır.






22 Temmuz 2011 Cuma

BİR TAPINAK YAZISI

Bir tapınak yazısı







Gürültü, patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.






Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma, içten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.






Yalnız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.






Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.






Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.






Kaybetmeyi ahlâksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.






Yılların geçmesine öfkelenme; geçliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.






Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.














.

19 Temmuz 2011 Salı

yeşil yaprak

“Her yeşil yaprak, Allah’ın kudretini anlatan bir defterdir. Hepsinde de gafil olursan, yazık doğrusu!”







–Hafız-ı Şirazî


16 Temmuz 2011 Cumartesi

şehide ağıt

Bir tebessüm yanağına



Güllerden demet kondurur


Yummuş gözlerini şehit


Gören sanar sanki uyur






...Başucunda yetimleri


Elleri elimde soğur


inci inci gözyaşları


Ağlar durur, ağlar durur






Şehadet bir çağrı ona


Hakk katından gelen onur


Hüzün döken bulutlarda


Islatırlar yağmur yağmur


15 Temmuz 2011 Cuma

kandiliniz mübarek olsun

Berat KCenab-ı Hak buyuruyor:























'Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur'an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...'(Duhan, 44/1-4)






Ayette geçen, 'mübarek gece'den maksat; Berat gecesidir. Kur'ânın bu gecede, Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.






Bu gecenin, dört adı vardır. "Mübarek gece", "Berae gecesi" "Sakk gecesi", "Rahmet gecesi". Ve denildi ki bununla Kadir Gecesi arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır:






Bu gecenin beş özelliği vardır:










1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.










2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.










3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.










4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.










5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban'ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban'ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban'ın onbeşinci günü verilmiştir.














-Bu gece Şa’bân’ın on beşinci gecesidir. Cenabı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesi koyunlarının sayısı kadar kimseyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabalarıyla münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz.














Resul–ü Ekrem, elbisesini çıkardı.






-Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz? buyurdu.






-Evet, sana anam babam feda olsun, dedim.






Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim, elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle niyaz ettiğini işittim:






‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’


Sabah olunca bunları Resul–ü Ekrem’e söyledim. O da,










- Yâ Âişe, bunları öğrendin mi? dedi.










-Evet yâ Resülüllah, dedim.










Resuli Ekrem;










-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cibril öğretti ve secdede bunları okumamı ta’lîm buyurdu.’ dedi.”






















Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:










"Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, On'u da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar."






"Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca."






"Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden müstesna."






'Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; 'tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen' der. Bu durum, sabaha kadar devam eder'






'Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb'ı yüce Allah'a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah'a arzedilmesini isterim'










Berat Kandili olan bu mübarek geceyi nasıl ihya edeceğiz?


1-Yatsı ve Sabah namazlarını mutlak surette cemaatle kılmalıyız ki, geceyi sabaha kadar ibadet etmiş olalım.






2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de oruç tutalım.






3- Bir günlük kaza namazı kılalım






4- Berâat gecesinde 100 rek'atlı Hayır Namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.










 kandiliniz mübarek olsun